Halkla Bayramlaşan Iğdır DEM Parti'den Bayram Mesajı DEM Parti Iğdır İl örgütü Kapan Sokak’taki parti binası önünde halk...           • Yaylacı Ayşe Karadağ: Güvence olmadan hayvancılık sürdürülemez Iğdırlı Yaylacı Ayşe Karadağ: Güvence olmadan hayvancılık sürdürülemez Ağrı...           • Kurban derilerimize ne oldu? Neden böyle oldu? Beş on yıl öncesine kadar her Kurban Bayramı’nda bir tatlı telaş yaşanırdı. Türk H...           • Rektör Gürel’den Milletvekili Alagöz’e taltif edici anlamlı Sözler Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Gürel, Iğdır Milletvekili Cantü...           • Elde kalan kurbanlıklara ESK güvencesi yetiştiriciye moral odu Bakan Yumaklı’nın Üreticiye Jestine TÜRKYED’den Teşekkür… &Cced...           • Eski İl Emniyet Müdürümüz Orhan Çevik'ten Bayram Mesajı Geçmiş Dönem Iğdır İl Emniyet Müdürü Budapeşte Büyükelç...           • Iğdır Ak Parti'de Partililer Bayramlaştı Dün Iğdır’a gelen Milletvekili Cantürk Alagöz, AK Parti İl Teşkilatı’nd...           • Iğdır TSO Başkan Adayı Uğur Artantaş'tan Kurban Bayramı Mesajı Iğdır Ticaret Ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi TOBB Iğdır Genç Girişimciler B...           • Ermenistan ve ABD, anlaşmanın detaylarına dair ortak belge imzaladı Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Erivan'da bir diz...           • Rektör Prof. Dr. Ekrem Gürel’in Kurban Bayramı Mesajı Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Gürel, Kurban Bayramı dolayısıyla y...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
Son Videolar

CHP: Özgür Özel'in Yanındayız
52 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da 19 Mayıs Coşkusu
73 İzlenme, 0 Yorum

“19 Mayıs” Paneli Düzenlendi
65 İzlenme, 0 Yorum

Vekil Hun: Yaşasın Barış
99 İzlenme, 0 Yorum

Şeker Pancarını Bitirdiler
103 İzlenme, 0 Yorum

Vali: Roja Dayikê piroz be
95 İzlenme, 0 Yorum

Emek Mücadelesi Susturulamaz
94 İzlenme, 0 Yorum

İdir'de Hıdırellez Coşkusu
108 İzlenme, 0 Yorum

Öğrenci Affı Çıkarılmalıdır
109 İzlenme, 0 Yorum

Amedspor Süper Lig'de
115 İzlenme, 0 Yorum

Alagöz, Talha’ya Umut Oldu
129 İzlenme, 0 Yorum

Diş Hekimleri Önlükleri Giydi
126 İzlenme, 0 Yorum

CHP’den 23 Nisan Manifestosu
109 İzlenme, 0 Yorum

Miniklerden Kartal Dansı!
151 İzlenme, 0 Yorum
Facebook

İstatistikler
Toplam: 3912550
Aktif: 17
Bugün: 294
Dün: 2820
Reklam Alanı

.

Mustafa Alagöz: Yuva Oteli

Otobüs anayoldan saparak tıslaya tıslaya ilçenin içine girdi. Bu hali ile ilçeye ayda yılda bir otobüs uğruyormuş gibi dikkat çekiyordu. İlçenin sakinleri kim gelecek diye merakla bakıyordu. Çok geçmeden otobüs cadde üzerindeki yazıhanenin önüne yanaştı. Çok uzun sürmüş yolculuk nihayet bitmişti. İnenlere yakınları sevinçle sarılıyorlardı. Hemen bir yabancılık duygusu gelip beni Güneydoğu’nun bu ücra ilçesinde buluverdi. Yabancı değil, yolculuk sırasında arada bir gelip beni yoklayan bu duyguydu. Oysa sevdiğim kız aklımdan hiç çıkmamıştı. Yolculuk boyunca onun köyüne nasıl gideceğimi hayal etmiştim. Kaptanın dinlettiği arabesk eşliğinde boynum koltuğa yan düşmüş uyurken düşlerimde sıklıkla gittiğim o kasabadaydım şimdi. İndiğimde garip bir ruh halim vardı. Mesela yolculuk sırasında bana çay kahve ikram eden muavin bile gözüme çok hoyrat gelmeye başlamıştı. Bagajdan çıkarıp yere attığı valizimi gücenerek aldım. İtişen kalabalığın içinde durmuş etrafa bakınıyordum. Taksiciler, satıcılar, hamallar bağrışıp duruyordu. Yakınlarını almaya gelen insanlar beni unutulmuş bir valiz gibi sağa sola itiyorlardı. Vedalaşıp giden en son tanıdık misali otobüs de beni geride bıraktı gitti. El ayak çekilince, yazıhane önündeki insanlar otobüsün beni yanlışlıkla yerde bıraktığını sanmış olacak ki acıyarak bakmışlardı. Az evvel okunan akşam ezanı ile koyu bir karanlık dip bucak çöküyordu. Günlerdir yağıyormuş izlenimi veren yağmur beni iyice ıslatmıştı. Asfalttaki çukurlar yağmur suyu ile dolmuştu. Arabalar geçtikçe üstüme su sıçratıyorlardı. İstanbul’dan sonra bu ilçe bayağı küçük gözüktü gözüme. Çevrede az sayıda yüksek bina vardı. Baktığım sokakların devamında bir yerde şehir bitiyor ardında yeşil tepeler başlıyordu. Cadde üzerinde sağlı sollu bitişik tek katlı dükkânlar sıralanmış, sıralanan dükkânların arkasından gözüken apartmanların pencereleri yanmaya başlamıştı.

Kalacak bir otel arıyordum, cadde üzerinde biraz ilerledim. Gözüm Yuva Oteli’nin paslı levhasına takıldı. Beyaz sac üzerine kırmızı harflerle Yuva Oteli yazılmıştı. Cadde boyunca insanların meraklı bakışları eşliğinde tabelaya doğru yürüdüm. Tabelanın çakılı olduğu boyasız duvarın önünde durdum. Duvara dört köşesinden çivilenmiş levha çivilerin etrafından başlayarak paslanıyordu. Birbirine bitişik dükkânların arasından otelin giriş kapısını buldum. Berber dükkânı camekânının hemen yanından yarı açık demir bir kapı ile otele çıkılıyordu. Daracık bir kapı ve yarı açık paslı kanadı beni çok soğuk karşıladı. Demir kanadın içeri doğru açılma payından itibaren başlayan dik bir merdivenle otele çıkılıyordu. Merdivenleri çıkıp çıkmama konuşunda kısa bir tereddütten sonra tırmanmaya devam ettim. Yarı yolda tereddüt bir daha aklıma fısıldayıp sonra uzaklaştı. Merdiven insanı yorardı, bereket versin ki bina çok yüksek değildi. Merdivenin bitimiyle camlı bir kapıdan nihayet otele girdim. Girişte ufak bir bankoda geniş kravatlı biri beni güler yüzüyle karşıladı. Muavinin bezgin bir edayla inecekler kalmasın anonsundan sonra nihayet bir insan benimle konuşmuştu. Geniş kravatlı elemanın hoş geldiniz demesiyle, yolculuk boyunca beni yoklayan, otobüsten inince yakama yapışan ve otel girişinde her basamakta giderek sırtıma ağırlık yapan yabancılık duygusunu bu iki kelimeden sonra indirip valizimle beraber yere bıraktım. Kravatlı elemanın peşinden holde yürüyorum. İnce hol arka tarafa doğru uzadıkça biraz önce gördüğüm yeşil tepelere varacağımı sandım. Keşke yola bakan bir oda olsaydı dedim, sanki yola yakın olsam hemen çıkıp geldiğim yere gidecektim. İnce uzun koridorda nihayet odama ulaştım. Perdesiz pencerede günün son kırıntılarını yansıtan meşelik tepeler unutulmuştu. Tek tük meşe ağaçlarının serpildiği tepelerin

ardında bir yerde sevdiğim kızın köyü olacaktı. Birden pencerede unutulmuş meşeli tepelere karşı bir sıcaklık hissettim, odamı hemen benimsedim. İki kişilik odada bu mevsimde müşteri olmadığından yalnızdım. Islak montumu kurusun diye sandalyeye giydirmiştim. Karyolaya oturup kalkınca gıcırdama sesleri yabancı bir yerde olduğunu unutturmazken İstanbul’da öğrenci evindeki oda arkadaşımdan ödünç aldığım kapüşonlu yeşil montu masada oturur görünce otel odasında tanıdık biri var hissine kapılırdım.

Sadece benim bakışlarımla başlayan bir eskime değildi bu, Yuva Oteli yıllar içinde gelip giden onca müşterisinin gözleri önünde durmadan eskimişti, boyası dökülmüş yer yer duvarları kabarmıştı. Kasvetli otel, geçen zaman içinde kendine has bir koku edinmiş, biraz ter, biraz uzak memleketlerin kokusu, biraz tütün kolonyası ve biraz küf karışımı olan bu koku ile adeta bir şahsiyet kazanmıştı. Koridorun dibinde camekân bir kapıda büyük harflerle müdüriyet yazılıdır. Müdüriyetin duvarında eski zamanları tasvir eden bir Tebriz halısı asılıdır. Halının üstünde otel sahibinin rahmetli babası olacak siyah beyaz, sakallı bir çerçeve asılıdır. Dört ayağı bit yeniği içinde eski bir masa ve kolçakları yağdan siyah sakız bağlamış bir koltuk vardır. Cam kaplı masanın üzerinde sarı metal levha üzerine yine müdüriyet yazılıdır. Mesai saatleri olsaydı sağa sola yaslanan yaşlı müdürün altında hareket eden koltuğun delikli mozaikleri çizen tekerlekleri kulağımı fena tırmalayacaktı.

Kaldığım odanın içinde lavabo yoktu. Koridorun dibinde ortak bir banyo tuvalet vardı. Loş koridorda yürüdüm, tuvaleti kokusundan arayarak buldum. Bakarsan lavabo çok temizdir. Fakat bu kasvetli otelde her eşyanın ben buradayım diyecek kadar da hususi bir kokusu vardı. Yerlerde bir zamanların modası mozaik vardı. Çamaşır suyundan olacak ki mozaik içindeki beyaz mermer parçaları zamanla erimiş, yeni yıkandığını belli eden suyla dolu çukurcuklar vardı. Bu su dolu çukurlar uzaktan bakınca lambanın ışıklarını yansıtır, zemin gökyüzü gibi yıldızlanır, insana uzak şehirlerin ışıklarını hatırlatırdı. Uzun otobüs yolculuğundan sonra üstüm başım ter kokuyordu. Banyo yapacaktım. Otobüsün ekşi kokusundan artık kurtulmalıydım. İnsanın üstüne sinen otobüs kokusu, insan geldiği yere alışıncaya kadar devam eder. Bu koku sayesinde yakında geri döneceği umudunu besleyerek yabancılık hissini biraz da olsa üzerinden atar.

Otelin altındaki esnaf akşam kepenklerini kapatır kapatmaz lobiye çıkıyor. Otelin sahipleri ve kasabanın yaşlı eşrafı da burada çay içmek üzere toplanıyorlar. Banyo ve tuvalet, lobiye oldukça yakındı. Ayağımın ucundaki küçük terliklerle şakır şukur meraklı gurubun içinden geçerek banyoya girdim. Tuvaletten çıkıncaya kadar bu meraklı bakışların arasından nasıl geri gideceğimi düşündüm durdum. Sonunda banyo yapmaktan vazgeçtim. Çıkışta herkes yine terliklerin sesine döndü, uzun koridoru bu bakışların eşliğinde bitirmeyi göze alamadım, yanlarına varınca boş bulduğum bir sandalyeye gayri ihtiyari çöküverdim. Sustular, arada bir dönüp birer ikişer bana baktılar, iyice büzüldüm. Ekşi otobüs kokusundan olacak ki beni anında yabancı buldular. Anlaşılan her akşam burada çay içip sohbet eden bu küçük insan topluluğu otele yolu düşen yabancıları böyle kokusundan yakalıyordu. Kaçak çay eşliğinde habire sigara içiyorlardı. Sehpadaki küllükte böcek ölüleri gibi kıvrılmış yatan izmaritlerden belli oluyor çoktan oturdukları. Bir iki yaşlının ısrarlı bakışlarından sonra ilgileri tamamen başka yöne kaydı. Kalabalık, sehpada duran salamura zeytin tenekesine yoğunlaşmıştı. Zeytin tenekesinin lehimli kapağını bir çakı ile kesip açtılar. Tenekenin

kesik kapağını itina ile geriye katladılar. Elinde çakı tutan ihtiyar mendilini çıkardı, bıçağını iyice sildi, yanında böyle güzel bir çakıyı taşımanın kıvancı ile kapadı ve cebine koydu. Bütün oturanlar sohbet boyunca doğrulup doğrulup tenekeden yeşil zeytinlerin irisini seçip yiyorlardı. Oysa uzun zamandır kasabada yabancı görmemiş bu yaşlı gurubun meraklı soruları ile beni bunaltacaklarını düşünmüştüm. Rahat bir nefes aldım, kamburumu düzelttim, sırtımı sandalyeye serbestçe yasladım. Sonra neden banyo yapmadığıma hayıflandım. Bir az sonra düşüncelere daldım, yarın meşelikli tepelerin ardındaki köye giden minibüsü bu yabancıları kokusundan yakalayan yerde nasıl sorup bulacaktım, kafamda sil baştan yeniden kurmaya başladım. Lobide hal böyleyken, tekmil esnaf çay içip sohbette dalmışken diğer tarafta müdüriyetin duvarındaki Tebriz halısında bir atlı terkisine aldığı kızı kaçırmaya devam ediyordu. Menzilindeki dağlar çok uzak olacak ki atın ayakları yerden kesilmiş, uçtuğu halde yol bitmemiş, saray muhafızlarından henüz kurtulmamışlardı.

12:19

Haber tarihi: 15 / 04 / 2025
Haber Okunma: 551
Haber Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google




Önceki: İl Tarım, Don Zararı Kontrollerini Yapıyor
Sonraki: Hun: “Iğdır Ovası Bilinçli Politikalarla Verimsizleştiriliyor” (video)




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




Köşe Yazıları
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi