İlçe Tarım Müdürü Salih Akkuş'tan Örnek Davranış Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde İlçe Tarım Müdürü olarak gö...           • HDP'li Vekil Habip Eksik: AKP Çalmak İçin Kayyım Atıyor Halfeli Belde Belediyesi'ne kayyım atanarak eşbaşkanı Hasan Safa’nın tutuklanmasına tepki g&...           • Bahar Aylarında Çok Çeşitli Beslen Bağışıklığını Güçlendir Sağlıklı ve dayanıklı bir metabolizma için öncelikle her gruptan doğal besinleri t&uum...           • Ağaçları Budayan Belediye, Kendi serasından 70. Bin Çiçek Ekimi Yaptı Park Bahçeler Müdürlüğü Bahar Aylarının Gelmesi İle Birlikte Çal...           • Taddef Genel Başkan Yardımcısı Ünsal: Ermeniler Soykırımcı Bir Millet Türkiye Azerbaycan Dostluk Dernekleri Federasyonu(Taddef) genel başkan yardımcısı ve basın s&...           • Tekstil Sektöründen Anadolu’ya “Corona Virüs” Göçü Olacak Asgari Ücretle Geçinen Tekstil Çalışanı Desteklenmeli. Tekstilin önde gel...           • Iğdır Belediyesinden Larvasit Mücadelesi Iğdır Belediyesi tarafından İl etrafında bulunan kanallarda sinek yumurtasına (Larvasit) karşı m&u...           • İl Emniyet Müdürü: Hava Güzel… Hayat Daha Güzel… Evde Kal Iğdır… Değerli Iğdırlı Hemşerilerimiz, Korona virüs hastalığı 2019 (KOVİD 19) insanları etkileyen ş...           • Yerine Kayyım Atanan Halfeli Belediye Başkanı Hasan Safa Tutuklandı Halfeli Belde Belediye Başkanı Hasan Safa Tutuklandı İçişleri Bakanlığı tarafından 23 Mart...           • SARS ve Koronavirüsü Durduran Profesör:Türkiye 3 Hafta Evden Çıkmasın Çin’de daha önce SARS, kuş gribi, domuz gibi salgınlarında mücadele eden ve...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
İstatistikler
Toplam: 1574537
Aktif: 37
Bugün: 795
Dün: 2077
Son Videolar

Iğdır Tanıtım Videosu
358 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Zahiro İdîr'e Dibeje
216 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Şahmeran Efsanesi
385 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Ejder Kervansarayı
341 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Görüntüleri
298 İzlenme, 0 Yorum

Em.Md. Yüksel Babal Unutulmaz
312 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Filmi
301 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'dan Defile Görüntüleri
346 İzlenme, 0 Yorum

Aşık Hizani Iğdır Eşliğinde
306 İzlenme, 0 Yorum

Çille Neçe
322 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da Nevroz
288 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Sesi Eşliğinde Iğdır
283 İzlenme, 0 Yorum

Bî Kurdi İdîr
312 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır kMM'den Görüntüler
304 İzlenme, 0 Yorum

Ahura Mazda Iğdır'da
312 İzlenme, 0 Yorum
Iğdır Nöbetçi Eczaneler

BİLET - Mehmet KUM

BİLET

Yazar: Mehmet KUM |  Tarih: 16 / 05 / 2018 |  Yazı Okunma: 5873


Kapı destursuz açıldığında gecenin yarısıydı. Saçı başı dağınık göbekli bir adam, partal platosunun içinden başını çıkarıp kapının aralığından içeriye uzattı. Günlerdir kapıyı pencereyi tekmeleyip duran lodos, yağmuru kucaklayıp suratımızda kamçı gibi patladı, masanın üzerindeki kitaplarımızı kucaklayıp dibe bucağa savurdu.

İçeriye girmekte tereddüt eden bu tuhaf adam, bayıra vurmuş öküz gibi soluyor, ürkek ürkek bakıyordu…

“Dayı, kapıyı kapa! ” dedik, aynı anda.

İçeriye girip gözünün kıyısı ile etrafı kolaçan etti. Ürkek adımlarla üvey ana gibi ısıtan teneke sobanın kıyısına sokuldu. Yağmur damlaları, yüzünden gözünden sicim gibi süzülüyor, soğuk sudan çıkmış enik gibi titriyordu. Bir ucu aşağıya sarkan el örmesi sarı kaşkolunu gevşetip biraz soluklandı.

Gözüm üzerinde gezmeye devam ediyor; sanki birisiyle boğuşmuş gibi... Üstü başı dağınık, tiftiklenmiş nefti paltosunun düğmesinin birisi sarkmış, yüzü kedi tırmalamış gibi yırtık yırtık...

Yarın, mikro ekonomi dersinden vizem var, aklımda bir sürü soru. Yakında kokusu çıkar diye içimden geçiriyorum. Gözlerimden akan uykuya direne direne etüt odasına yürüyorum.

*****

Akşam fakülteden döndüğümde sobanın bayırında peykeye tünemiş, ölgün gözleri yere bakıyordu. Kaçamak gözlerle şöyle bir baktım. Benzi uçuk, soluk ve dalgındı. Holün sonunda merdivenlerin altında veliler için ayrılmış izbe odaya yerleşmişti.

“Bu adam kim? Burada ne işi var ?” diye kime sorduysam,

“Bilmiyorum”

“Tanımıyorum”

“Kimse kim, sana ne!”

“Senin başka derdin, başka işin yok mu?” dediler.

****

Akşamları para topluyor, bize yemek yapıyordu. Birimiz kap kaçağı yıkıyor, birimiz sofrayı düzüyor, birimiz salatayı hazırlıyorduk… Yemek hazır olunca, saman sarısı yüzünde gülücükler tomurcuklanıyor, “Hadi köftehorlar yemeğe,” diye çığırıyordu. Arkadaşlardan birisi, “Ekber ağbi eline sağlık,” söyleyince ismini de öğrenmiştim.

Kısa zamanda bize kaynayıp karışmıştı. Yemekten sonra sobanın bayırında peykede oturur, çayını keyifle yudumlardı. Bir akşam kupasını sobanın kıyısına bırakıp hindi gibi

kabardı. Ceketinin koltuk cebinden kılıcı kınından çeker gibi bir bilet çekip çıkardı. Gök mavisi gözleri, tombul yüzünde gülücükler saçtı.

“Köftehorlar bu bilete dikkatli bakın,” dedi, bileti usulca uzatıp gözümüzün önünde gezdirdi.

“ Yılbaşı ikramiyesi bu bilete çıkacak, aha buraya yazıyorum,” dedi.

Oda arkadaşım Ebuzer:

“Ben şansa inanmam, matematiğe inanırım. Başıma şimşek düşme ihtimali daha fazla,” dedi, dudağını büktü.

Yüzünü çok nadir gördüğümüz Tıpçı Ahmet, övüngen bir edayla:

“Dünyaya gelmek en büyük ikramiye,”dedi, “Düşünsenize babamın milyonlarca spermi annemin yumurtasına ulaşmak için amansız bir yarışa girdiler. Sadece birinci olan yaşayacaktı. İşte o birinci olan benim” Elini bize uzattı, “Siz de birinci olduğunuz için buradasınız. Biz en büyük ikramiyeyi zaten kazanmışız…Kıymetinizi bilin, varlığınızla mutlu olun, bundan daha büyük ikramiye mi olur ?”

Ekber ağbi’nin kaşları çatıldı, kırçıl saçına elini daldırıp karıştırdı. Birden bomba gibi patladı. “Keşke birinci olmasaydık, keşke dünyaya hiç gelmeseydik… Bu dünya çok acımasız; namerde muhtaç eder, üç paralık insanların önünde eğilmek zorunda kalırsın. Ne onurun kalır, ne gururun kalır. Ölmek istersin ölemezsin…Yaşamak istersin, yaşatmazlar. Keşke hiç birinci olmasaydık…”

Bir an sessizlik oldu, sonra bir uğultu koptu,

“Trafik kazası geçirme ihtimalimiz daha fazla”

“Sakat kalma ihtimalimiz kat kat fazla”

“Ölme ihtimalimiz çok daha fazla,”dediler, sesler birbirine karıştı.

Yurdumuzun ağır ağbisi, naftalin kokulu Mustafa ağbi:

“Haram,” dedi, “it kanından haram…” koluma asılıp holün dulda bir yerine çekti. “Bu adam tekin birisi değil, uzak dur belki de mitçidir. Bunlar; yurtların önünde ya simit satar, ya inci boncuk satar, ya öğrenci gibi aramıza karışır, yada bunun gibi yağmurlu, fırtınalı bir gece yurda sığınır. Velhasıl, bu tipler hiç ummadığın yerde karşına çıkarlar…” dedi.

******

Ekber ağbi’nin iki duygu hali dikkatimi çekmişti.

Ya, o koca adam yatağına gömülür, gözü saatlerce ahşap tavana asılır, yüzünü mutsuzluğun soluk tonları gölgelerdi. Ya da etrafa sebepsiz neşe saçar, her şeye gülerdi. Nihayetinde her akşam lafı dolandırıp bilete gelirdi. Bileti cebinden çıkarıp öpüyor, okşuyor, kokluyor,

“Köftehorlar aha buraya yazıyorum büyük ikramiye bana çıkacak…” diyordu.

Bir gün arkadaşlardan birisi, “Ağbi büyük ikramiye sana çıkarsa ne yapacaksın?” diye sordu. Bir anda gülücükler tombul yüzünde solup hazan yaprağı gibi dökülmüştü. Fal taşı gibi açılan gözleri alev saçıyor, eli ayağı titriyordu.

“Paraları o mendeburun suratına suratına vuracağım,”dedi, bileti var gücüyle havada savurarak “Al sana para…Al sana para… Al meymenetsiz, al mendebur, al cadaloz kadın… Al istemediğin kadar para!.. Al, al, al mendebur kadın, al!…” diyor, bir türlü sakinleşmiyordu.

Bir hafta sonu Ekber ağbi, “Hadi gel biraz dışarıya çıkıp soluklanalım,” dedi.

Koza Han’nın bir alt sokağındaki tahta yığını ahşap yurdumuzdan çıkıp Tophaneye doğru yolla koyulduk. Osman Gazi, Orhan Gazi türbelerini gezip iyice yorulduk. Oradan Altıparmağa doğru baş aşağı salındık. Aniden peyda olan lodos bizi önüne katıp bir bohça gibi savurdu. Kendimizi lüks bir restoranın önünde bulduk. Tavuk nar gibi kızarmış vitrinde dönüp duruyordu... Ekber ağbi, kapıya doğru yönelince,

“Ağbi ben tokum, sen yemeğini ye, ben biraz buralarda soluklanayım”

“Ülen köftehor beni kızdırma, bir kaşık çorba içelim; içimiz ısınısın, kursağımız bayram etsin,” dedi.

Kolumdan tutup içeriye sürükledi.Beyaz ceketli ve jilet gibi pantolonlu, papyonlu garsonlar bizi kapıda karşıladı.Kıran vurmuş tavuklar gibi büzüle büzüle yürüdüm. Oturacağımız masaya kadar bize eşlik eden garson, deri kaplama ahşap oymalı sandalyeyi çekip yer gösterdi, Ekber ağbinin önünde yere kadar eğildi. Ağrı Dağı gibi heybetli garson, zeballah gibi tepemizde duruyordu. Etrafı alelacele gözden geçirdim. Mekanın duvarlarında siyasetçilerin,futbolcuların, sanatçıların resimleri…Tavanda ışıl ışıl kristal avizeler…Ceviz oymalı masaların üzerinde pırıl pırıl çatal, kaşık, bıcaklar…Kristal tuzluklar, baharatlar, rengarenk peçeteler...

Garsonlar, masaya gümüş işlemeli cezvelerde sirke, sarımsak getirdi. Soğuk içecekler, mayonez, sos bıraktı.Yeşillik ve salata ile donattı. Etrafımızda pervane gibi dönüp duruyorlardı.

Birisi menüyü uzattı. Gözüm Ekber ağbinin üzerinde. Yedi köyün ağası gibi masaya yayılmış, sayfaları çeviriyor, dudak büküyor, başka sayfaya geçiyor. Merakla ne diyeceğini bekliyorum.

Ekber ağbi, “ Az çorba; ezogelin olsun,” dedi. Garsonun apak yüzü bir anda perşembe pazarına döndü. Bir gözüm Ekber ağbide, bir gözüm garsondaydı.

“Bana da az çorba; ezogelin olsun” dedim, sesim titredi.

Ekber ağbi, bana kaş göz etti.

“Ülen köftehor gıdım gıdım ye, ekmeği çorbaya ban ban ye” dedi. Bir çırpıda ekmeği bitirmiştik…

“Ekmek” dedi, Ekber ağbi. Garson iki yarım somunu masamıza bıraktı, suratı mahkeme duvarı gibiydi.

Cızzz diye bir ses duydum, yan masaya baktım. Garson sapsarı tereyağını iskender kebabın üzerinde köpürte köpürte gezdiriyordu, ağzımın suyu aktı.

Ekber ağbi ikinci defa “Bi zahmet ekmek,” dediği an bir fare deliği bulsam saklanacaktım. Garson SS subayı gibi bize doğru yaklaştıkça sanki dallanıp budaklanıyor; büyüyüp, devleşiyordu.

“ Zehir zıkkım yiyin,” der gibi, ekmeği masaya attı.

Restorana girerken krallar gibi karşılanmıştık, çıkarken bir kovulmadığımız kalmıştı.

“Yoksulluğun gözü kör olsun, yurdu yuvası yıkılsın,” dedi, “Parasız insanın uyuz bir it kadar bile değeri yoktur. Dostların bir bir kaybolur, hayat yoldaşın bile yüzüne bakmaz…” Yol boyunca söylendi durdu.

1984 yılının son günü gelip çatmıştı. Tombala oynamak için holde sobanın etrafına tesbih gibi dizilmiş, yılbaşı programını izliyorduk. Mustafa ağbi, “Haram, haram…” diyerek söylenip duruyordu. Ekber ağbi alelacele içeriye girdi. Üstünün karını silkindi. Paltosunu sandalyenin üzerine bırakıp lavaboya doğru seğirtti. Geri döndüğünde yüzünün tüm gözeleri gülümsüyor, gözleri parlıyordu. Sedirin üzerine bağdaş kurup oturdu… Yenini sıyırıp saate baktı.

“Biletlerin çekilmesine birkaç saat kaldı,” dedi.

Elini ceketin cebine daldırdı, sonra diğer cebine... paltosunun ceplerine baktı.Yüzü toprak gibiydi. Tekrar, tekrar aradı…

“Ülen hergeleler biletimi yoksa siz mi aldınız?” dedi, boğazıma sarıldı.

“Ağbi, boğacaksın, gurbanın olam bırak”

Mustafa ağbi’nin yakasına asıldı.

“Uzak dur benden,” dedi, itekledi… “Tövbe, tövbe…Akşam akşam abdestimi bozacaksın”

“Ağbi biz almadık dedik”

İçeride yas havası… Etmediğimiz yemin kalmadı. Ekber ağbinin başı döndü, düştü düşecek…Koluna girip peykeye oturttuk.Yüzüne su serptik, yavaş yavaş kendine geldi.

“Nargile kahvesinde paltomu çıkarmıştım,” diye mırıldandı. Mozalan ısırmış dana gibi birden dışarıya fırladı. Acı bir fren, küt diye bir ses…Dışarıya koştuk. Ekber ağbi arabanın altında kalmıştı…

Birkaç gün sonra yurtta bir söylenti, kulaktan kulağa yayıldı. Gecenin bir vakti, partal paltolu, sarı kaşkollu tuhaf bir adam, gecenin bir vakti Koza Han civarında insanların yakasına sarılıyor, “Benim biletimi gördünüz mü?” diyor; sonra karanlığa karışıp gözden kayboluyormuş….




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Facebook
Twitter
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi