Corona Van ve Iğdır Ekonomisini Nasıl Etkiliyor? Corona virüsün Türkiye'nin sınırlarına dayanması paniğe sebep olurken İran ile tica...           • Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının Basın Duyurusu Emeklilerimiz Hakkında Yapılan Olumsuz Haberler Kesinlikle Gerçeği Yansıtmamaktadır Bazı b...           • Tapu Müdürü Erol Usta’dan Rektör Alma’ya Nezaket Ziyareti Iğdır Tapu Müdürü Erol Usta, Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Me...           • Üniversite ile MEM, İŞKUR’la Mesleki Eğitim Kursu Protokolü İmzaladı Iğdır Üniversitesi ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İŞKUR’la Mesleki ...           • “İş Kulübü” Öğrencileri Sertifikalarını Aldı Iğdır Üniversitesi ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İŞKUR’la Mesleki ...           • İlkin İdris Aliyev Ürettiği Robotla Onur Belgesi Aldı Iğdır Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğrencisi İlkin İdris Aliyev, ür...           • İl Tarım Köylerde Çiftçi Eğitimlerine Başladı Iğdır İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından düzenlenen 2019-2020 yılı &c...           • 76 Iğdır Belediye Spordan Eş Başkanlara Ziyaret Iğdır amatör liginde mücadele eden 76 Iğdır Belediye Spor Kulüp Başkanı ve Iğdır Be...           • Ciltteki Sarkmaları Toparlayan Biyolojik Lıftıng Aşısı Geliştirdi İtalyan Bilim İnsanları Ciltteki Sarkmaları Toparlayan Biyolojik Lıftıng Aşısı Geliştirdi. &Ccedi...           • Atletizm Geliştirme Projesinde Madalyalar Verildi Atletizm Federasyonu faaliyet programında yer alan Atletizm Geliştirme Projesi Finali Iğdır Gen&cc...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
İstatistikler
Toplam: 1546736
Aktif: 34
Bugün: 700
Dün: 2420
Son Videolar

Iğdır Tanıtım Videosu
266 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Zahiro İdîr'e Dibeje
120 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Şahmeran Efsanesi
263 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Ejder Kervansarayı
238 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Görüntüleri
221 İzlenme, 0 Yorum

Em.Md. Yüksel Babal Unutulmaz
229 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Filmi
218 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'dan Defile Görüntüleri
258 İzlenme, 0 Yorum

Aşık Hizani Iğdır Eşliğinde
224 İzlenme, 0 Yorum

Çille Neçe
235 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da Nevroz
203 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Sesi Eşliğinde Iğdır
212 İzlenme, 0 Yorum

Bî Kurdi İdîr
234 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır kMM'den Görüntüler
236 İzlenme, 0 Yorum

Ahura Mazda Iğdır'da
228 İzlenme, 0 Yorum
Iğdır Nöbetçi Eczaneler

Frankfurt Ekolü Ve Türkiye - Mücahit Özden HUN

Frankfurt Ekolü Ve Türkiye

Yazar: Mücahit Özden HUN |  Tarih: 21 / 01 / 2020 |  Yazı Okunma: 5347


Değerli okuyucular!

“Frankfurt Ekolü” bir felsefe akımının adıdır. Başlık böyle olunca bir felsefe yazısı mı okuyacağız endişesine kapılmanızı istemiyorum. Yapılan araştırmalara göre insanların üzerinde en az kafa yormak istedikleri konu felsefedir. Hâlbuki paradoksal olarak felsefe sayesinde kendimizi ve içinde bulunduğumuz evreni anlama şansımız vardır. Bu nedenle yazımı mümkün olduğunca sizleri sıkmayacak bir terminoloji ve anlatım düzeyi seviyesinde tutmam gerektiğinin bilincinde olduğumu hatırlatmak isterim.

Kısa bir bilgi anlamında hemen eklemek isterim ki Frankfurt Ekolü, 1923 yılında Frankfurt’ta kurulan ve ismi Sosyal Bilimler Enstitüsü olan bir okulun bünyesinde çalışan bir grup araştırmacı tarafından ortaya konmuştur. Ekolün mensupları arasında Theodor W. Adorno, Max Horkheimer, Herbert Marcuse, Leo Löwenthal, Eric Fromm ve Jürgen Habermas gibi isimleri saymak mümkündür.

Her şeye rağmen felsefeyle ilgili kısa bir not düşmek isterim. Felsefenin kurucusu Miletli Thales’tir. Ancak tarihte en çok referans yapılan filozof Sokrates’tir. Bu nedenle Sokrates’in şu sözüyle başlamak istiyorum:

“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”

Yüzlerce felsefe akımı vardır. Her birinin önermeleri ve yorumları farklıdır. Eğer siz bir felsefe akımı içinde kalır ve diğerlerini görmezden gelirseniz bu tutumunuz dogmatik bir yaklaşım olur. Dogma, doğruluğuna itiraz edilemeyen bilgi anlamına gelir. Bazı okuyucularım Marks’ın önermelerini ve tezlerini tartışma götürmez biçimde doğru kabul ederler. Hâlbuki Sokrates’in ünlü sözü asla unutulmamalıdır. Bilimin kendisi de bir dogmadır. Zamanla içeriği ve anlamı değişmektedir. Örneğin bir bilimsel önermede bulunmak istiyorum:

“Su, 100 derecede kaynar.”

Sanırım pek çok okuyucum okulda öğrenmiş oldukları bilgiye başvurarak bu bilimsel önermeyi tartışmasız kabul edeceklerdir. Hâlbuki bu dogmatik bir yaklaşım olur çünkü suyu hangi yükseklikte ve nerede kaynattığınıza bağlı olarak kaynama derecesi de değişecektir. Örneğin Ağrı Dağının zirvesinde su 100 dereceden daha az bir sıcaklıkta kaynar çünkü atmosferik basınç daha azdır. Eğer uzay boşluğuna giderseniz, atmosfer olmadığından yani basınç olmadığından su asla kaynamaz (ateş yakmak için yanınızda oksijen tüpü götürdüğünüzü varsayarak) . Gördüğünüz gibi, “Su 100 derecede kaynar,” şeklindeki bilimsel önerme bir dogmadır, çünkü bu önerme koşullara bağlı olarak değişmektedir.

Frankfurt Ekolü de bu anlayıştan hareketle toplumu altyapı-üstyapı ikilemiyle açıklayan Marks’ın önermesinin dogmatik olduğunu, günün koşullarında yeniden tanımlanması gerektiğini ileri sürerler. Bildiğiniz gibi Marksizm, ekonomiyi altyapı ve kültürü de üstyapı ( aile, devlet, din, ideoloji, sanat, edebiyat, hukuk, vb.) olarak tanımlar. Altyapı ve üstyapı arasında karşılıklı yani ikili bir ilişki üzerinden topluma eleştirel bir yaklaşım önerir.

Frankfurt Ekolü, kültürü bir üstyapı olarak değil “ekonomi” gibi bir altyapı olarak değerlendirir ve buna da Kültür Endüstrisi adını verir. Bu ekolün kurucularına göre modern toplum artık birbirine paralel olan “ekonomik yapılar” ve “kültür endüstrisi” tarafından birlikte belirlenmektedir.

TÜRKİYE’DE DURUM

Mademki kültür endüstrisi “bir altyapı” olarak toplum üzerinde “ekonomi” gibi belirleyici bir rol oynamaktadır o zaman topluma bakış açımız tamamen değişik bir perspektif kazanır. Bu anlamda Marks’ın önerdiği burjuva-proletarya ikilemi önemini kaybetmekte çünkü iki grubun mensupları aynı tüketim ürünlerine ya ulaşmakta ya da ulaşmayı arzulamaktadırlar. Hâlbuki feodalizmde veya kapitalizmin ilk evresinde durum böyle değildi. Altyapı değişim geçirdikçe, üstyapı da bu değişime paralel olarak değişim geçirmekte idi. Örneğin Marks toplumda sanat olarak kabul edilen uğraşıların ve estetik beğeni ölçütlerinin, ya da giyim kuşam alışkanlıklarının özünde altyapının biçimlendirdiği bir değişim sürecinin baskın rol oynadığını iddia etmekteydi.

Hâlbuki Frankfurt Ekolüne göre, örneğin, bir Mercedes arabası olanla bir Mercedes araba alma hayali kuran kişi arasında, yaratmış oldukları toplumsal etki ve dinamizm anlamında artık bir fark yoktur, yani altyapı artık belirleyici bir rol oynamamaktadır.

Türkiye’de medya, reklam, pazarlama, sinema, müzik vb kurumlara göz attığımızda, toplum ve bireylerin tercihleri üzerinde belirleyici olduklarını görebiliyoruz. Evlilik programları, diziler ve benzeri programlar toplumun ruhunu esir almış durumdadırlar. AVM (Alış Veriş Merkezleri) kültürünün hızla en ücra illere ve ilçelere yayılması Frankfurt Ekolünü haklı çıkarmaktadır.

İnsanlar artık ekonomik seviyelerine veya ilişkilerine uygun bir üstyapı ilişkisi içinde değildirler. Yoksul aile çocukları ailelerinin maddi imkânlarını bildikleri halde marka giyim eşyalarına ve tüketime ilgi göstermekte, bir anlamda Kültür Endüstrisinin etkisi altında kalmaktadırlar.

FRANKFURT EKOLÜNÜN SİYASİ ETKİLERİ

Frankfurt Ekolüne göre siyasi partiler propagandayla bireyleri kolayca etki altına alabilmekte, belli sloganlara başvurarak bireylerin bilinçlerini kontrol edebilmektedirler. Burada bireyin zengin veya yoksul olmasının bir önemi yoktur. Kısacası modern toplumda bireyleri maniple etmek kolaylaşmakta, belli kalıplarla düşünmeleri mümkün kılınmaktadır. Siyasi partilerin sağcı veya solcu politikalar üretme modeli artık anlamsızlaşmıştır.

Türkiye’den örnek vermek gerekirse, örneğin, bir siyasi parti lideri, “Tek bayrak, tek devlet, tek vatan” diye slogan attığında bu önerme aslında Kültür Endüstrisinin bir ürünü olarak kitleler üzerinde istenen mesajı dolaylı olarak vermekte, bu slogana başvuran siyasetçi belli kesimi koruduğunu ve belli bir kesimi dışladığını ima etmektedir. Aynı şekilde devlet veya illegal örgütler de özellikle “şehitlik kültü” ve buna benzer tanımlardan hareketle ve bunları durmadan tekrarlayarak bireyleri siyasi anlamda etraflarında toplayabilmekte, gücünü ve devamlılığını bir anlamda “daha çok şehit daha çok kontrol sağlayacaktır” anlamına gelecek bir politikaya umut bağlamaktadırlar. Bireyler de, statülerine veya ekonomik seviyelerine göre değil, Kültür Endüstrisinin yarattığı bu sloganların etkisiyle siyasi tercihlerini yapmaktadırlar. Bu nedenle artık sınıf esaslı siyasi parti kurmak günümüz koşullarında anlamını yitirmiştir.

Kırsal kesimlerin “burjuva” olarak tanımlanan partilere rağbet etmesinin nedeni burada yatmaktadır. Paradoksal bir ifade olacak ama bir anlamda “içinde ekonomik sınıfların olduğu sınıfsız bir toplumda” yaşamaktayız, dersek doğru olur.

Frankfurt Ekolüne göre tekelci burjuvazinin ihanet ettiği hümanist değerleri korumak ve ileride gerçekleştirmekle görevli işçi sınıfı mevcut düzenle bütünleşmiş, tarihsel rolüne ihanet etmiştir. Örneğin güçlü bir işçi sınıfının bulunduğu Almanya'da Nazizm’in yükselişi buna örnek gösterilebilir.

Marks işçi sınıfını, “zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey yok,” diye tanımlamıştı ancak günümüz gerçekliğinde işçi sınıfı, “sahip olduklarını kaybetmemek ve daha fazlasını edinmek için çaba gösteren,” bir sınıf konumundadır.

KARL MARKS’LA İLGİLİ BİRKAÇ ANEKDOT

SINIF ÇATIŞMASI

Karl Marks üniversite öğrencisidir. Siyasal İktisat (Burjuva Teorisi) dersinin hocası bir şeyi fark eder. Karl Marks dersin tam ortasında ayağa kalkmakta, eşyalarını toplamakta, sınıfın ve hocanın dikkatini bozacak şekilde çıkıp gitmektedir. Dersin hocası bu duruma daha fazla tahammül edemez, bir gün merakla ve biraz da kızgınlıkla sorar:

“Bay Marks! Niçin benim dersimin tam ortasında sınıfı terk ediyorsunuz?”

Marks gülümser:

“Çünkü bu dersle çakışan Proletarya İdeolojisi isimli başka bir dersim daha var. Beş dakika içinde başlayacak. Eğer o derse geç kalırsam o dersten kalmış sayılacağım.”

Hoca şaşırır:

“Nasıl olur? Üniversite sizi çakışan iki kursa birden mi kaydetti_”

Marks tekrar gülümser:

“Hocam, bunda kişisel bir neden aramayın. Sadece sınıf çatışması!”

KARL MARKS OBÜR DÜNYADA

Karl Marks ölür. Tanırının huzuruna çıkarılır. Elbette Tanrı çok kızgındır:

“Senin fikirlerin yüzünden milyonlarca insan öldü. Seni Cehennemin en dibine göndereceğim.”

Birkaç ay sonra Şeytan, Tanrı’nın huzuruna çıkar:

“Tanrım, ne olursunuz Marks’ı sorumluluğu bende olan Cehennemden çıkarınız!”

“Niçin? O bir günahkardır. Cezası ateşte yanmaktır.”

Şeytan cevaplar:

“Bildiğiniz gibi değil! Büyük bir karışıklığa neden oluyor. Önce küçük şeytanları sosyalist gençlik örgütüne dâhil etti. Sonra büyük şeytanlar için sendikalar kurdu. Şimdi de devrim için çağrı yapıyor.”

Tanrı, Şeytan’ın bu isteğini kabul eder, Marks’ı Cennet’e alır. Birkaç ay sonra Şeytan tekrar Tanrı’nın huzuruna çıkar ve merakla biraz da alaycı bir ses tonunda Cennet’ten sorumlu olan Tanrı’ya sorar:

“Efendim, Cennet’te durumlar ne âlemde?”

Tanrı sert bir şekilde cevaplar:

“Yoldaş Şeytan her şeyden önce bana hitabet tarzını değiştirmelisin. Bundan sonra beni Yoldaş Tanrı diye çağıracaksın. İkincisi, sizinle konuşmaya pek zamanım yok çünkü Marks beni acil olarak bir toplantıya çağırdı. Son olarak şunu bilmesin ki Tanrı yoktur!”




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Facebook
Twitter
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi