Iğdır'a Atanan Öğretmenler Çiçekler Ve Hediyelerle Karşılandı Eğitim-Bir-Sen Iğdır şubesi, Iğdır'a atanan Öğretmenleri çiçeklerle ve hediyele...           • "Boyun Ağrınızın Olmaması Tamamen Sizin Elinizde" Yapılan araştırmalara göre kişilerin yüzden 85’nin hayatları boyunca mutlaka bir d...           • Eksik: Dr.Erez'in Adının Devlet Hastanesine Verilmesi Talebi olumludur Halkların Demokratik Partisi (HDP) Iğdır Milletvekili Dr. Habip Eksik, TBMM’de Covit19 ile m...           • Van’da Kürtçe Tabelalar Tekrar Asılmaya Başlandı Kayyum yönetimindeki Van Büyükşehir Belediyesi tarafından kaldırıldıktan sonra tepk...           • Iğdır Karasu Taşkın Koruma Ve Sınır Güvenliği Çalışmaları Sürüyor Iğdır Aşağı Karasu Taşkın Koruma Ve Sınır Güvenliği 1.Kısım İnşaatında Çalışmalar Hız ...           • Pandemi Döneminde Saç Sağlığı Sorunları Arttı Saç Ekim Direktörü Yasemin Gülgör, pandemi döneminde yaşanan stres...           • Iğdır’da Korona Virüs Denetimleri Sürüyor Iğdır Valisi H. Engin Sarıibrahim’in talimatları doğrultusunda oluşturulan denetim ekipleri,...           • İçişleri Bakanlığı'ndan Yeni Koronavirüs Genelgesi! İçişleri Bakanlığı, 81 il valiliğine "Umuma açık istirahat ve eğlence yerleri" konul...           • SERKA Desteğiyle SPSS & AMOS Eğitimi Yapıldı Iğdır Meslek Yüksekokulu bünyesinde Iğdır Üniversitesi ve Serhat Kalkınma Ajansı (S...           • Iğdır İŞ-Kur’dan Toplum Yararına Programlar (TYP) Hakkında Duyuru Iğdır Çalışma Ve İş Kurumu İl Müdürlüğü Toplum Yararına Programlar (TY...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
İstatistikler
Toplam: 1698560
Aktif: 42
Bugün: 1078
Dün: 2160
Son Videolar

Yüksel Babal Nice Yıllara
896 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Videosu
1164 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Zahiro İdîr'e Dibeje
1153 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Şahmeran Efsanesi
1400 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Ejder Kervansarayı
1225 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Görüntüleri
1116 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Filmi
1005 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'dan Defile Görüntüleri
1173 İzlenme, 0 Yorum

Aşık Hizani Iğdır Eşliğinde
1048 İzlenme, 0 Yorum

Çille Neçe
1086 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da Nevroz
1162 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Sesi Eşliğinde Iğdır
1072 İzlenme, 0 Yorum

Bî Kurdi İdîr
1108 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır kMM'den Görüntüler
1095 İzlenme, 0 Yorum

Ahura Mazda Iğdır'da
1056 İzlenme, 0 Yorum
Iğdır Nöbetçi Eczaneler

Malthus, Nüfus Ve Bir Hikâye -

Malthus, Nüfus Ve Bir Hikâye

Yazar:  |  Tarih: 09 / 02 / 2020 |  Yazı Okunma: 7846


Değerli okuyucular!

Koronavirüs salgınının Çin’de ortaya çıkması, hızla yayılması ve kontrol altına alınamaması üzerine medyada birçok ilginç değerlendirmeler yapıldığı gibi komplo teorileri üretenlerin sayıları da hiç de az değil. Genel yaklaşımları şöyle özetleyebilirim:

1. Amerika, Çin’i biyolojik savaşla içten vurdu.

2. Çin, bu virüsü kendisi üretti amacı nüfusunu azaltmaktı.

3. Yaşananlar, 19’ncu yüzyılda yaşamış bilim insanı Malthus’u haklı çıkarmaktadır. İnsan nüfusu kontrolsüz artış gösterince doğa bu durumu depremler, savaşlar, virüs salgınları ile dengeleniyor.

Elbette her üç yaklaşım da saçma ve geçersizdir.

Önce Amerika’nın Çin’i biyolojik silahla yani virüsle vurduğu önerisini ele alalım. Biyolojik veya kimyasal savaşı başlatan ülke, nasıl zehrin antidotu varsa mutlaka bu virüslerin kendi ülkesine ulaşması halinde kendi vatandaşlarını koruma altına almak için “antidotu”nu üretmiş olduğu anlamına gelir. Yaşanan durum bunun böyle olmadığını göstermektedir. Ölenler arasında Amerikalılar da vardır.

İkinci öneri, yani Çin yönetiminin ülke nüfusunu azaltmak için kendi vatandaşlarına karşı biyolojik bir savaş başlattığı ilk önce inandırıcı gelebilir çünkü Mao Zedung zamanında izlenen yanlış tarım politikalarıyla 20 milyon Çinli açlıktan ölmüştü. Ancak bu kez bildiğimiz bir gerçeklik vardır: Açlık bulaşıcı değildir ama virüs bulaşıcıdır. Bu yüzden diğer ülkeler her geçen gün Çin’i kendi kaderine terk etmekte, sınırları kapatmakta, Çin’le alış veriş yapmaktan kaçınmakta hatta kendi ülkelerindeki Çinlileri toplayıp (insanlık dışı bir davranış) Çin’e geri göndermektedirler. Böylece Çin her geçen gün daha fazla izole olmakta, ekonomisi uzun yıllar toparlanamayacak bir darbe almaya devam etmektedir. Bu yüzden yapılan önerinin hiçbir gerçekliği yoktur.

Gelelim üçüncü öneriye… Önce sizlere Malthus’u tanıtmam gerekir. Bir İngiliz papazı ve aynı zamanda bilim insanı olan Malthus’un teorisi çok kolay ve anlaşılabilirdir. Malthus, gıdanın aritmetik diziyle (1,2,3,4..) artığını halbuki nüfusun geometrik diziyle (1,2,4,8..) arttığını belli bir zaman sonra yeterli gıda

maddesi olmadığından savaşlar çıkmakta nüfus ve gıda eşitleninceye kadar savaşlar devam etmektedirler. Aşağıdaki tabloda bunu daha anlaşılabilir şekilde açıklamak isterim:

Malthus’a göre örneğin Yıl-1’de bir şehirde 10 insan ve üretilen ekmek sayısı da 10 olsun. (Ve öyle varsayalım ki her insanın hayatta kalmak için bir ekmeğe ihtiyaç duysun.) Yıl-1’de iki sayı birbirine eşit için bir sorun yoktur. Yıl-2’de insan sayısı geometrik olarak arttığı için nüfusu iki katına çıkar yani 20 olur. Ekmek de aritmetik olarak arttığından o da 20 olur. İnsan ve ekmek sayısı eşittir yine bir sorun yoktur. Yıl-3’de insan sayısı geometrik arttığından iki katına çıkar ve 40 olur. Ekmek de aritmetik arttığından 30 olur. İnsan sayısı ekmek sayısından fazla olduğundan artık sorun vardır. Ekmeği paylaşmak için insanlar arasında kavga çıkar (savaş) ta ki insan sayısı 30 oluncaya kadar.

Malthus’un zamanında dünya nüfusu 1.5 milyar kadardı. Dünya nüfusunun artık artamayacağı görüşündeydi. Bugün dünya nüfusu 8 milyara yaklaşmaktadır. Yani Malthus’un teorisi geçersiz olmuştur.

İNSAN SAYISI VE BULUŞLAR

Umarım bu tablo gazete sayfasında çok karışık görünmeyecektir. Bir gerçeklik kendisini açıkça ifade etmektedir: İnsan nüfusu arttıkça buluşlar da artmış, insan daha rahat yaşam standartlarına kavuşmuştur. Açıkça soruyorum: Nüfusun az olduğu, ateşin henüz bulunduğu mağara devrinde mi yaşamak isterdiniz yoksa

elektrikle aydınlatılmış bir evde mi? Eğer tercihinizi ikincisinden yani elektrikten yana yapıyorsanız şuna inanmanız gerekiyor: İnsanlık nüfusu arttıkça insanoğlu daha mükemmel icatlar yaparak yaşamını zenginleştirecektir. Şu soruyu sorabilirsiniz: Dünya da yer kalmadı! Bu doğru değil. Kıtalar bomboş. Denizlerin üstünü ve dibini de unutmayınız. Uzak programları ayrıca hızla devam etmektedir. Şunu söylemek istiyorum:

1. Savaşlar dünya nüfusunun çokluğundan dolayı ortaya çıkmamaktadır.

2. Dünya nüfusundaki artış insanlığı yeni ve güçlü boyutlara taşıyacaktır.

3. İnsanoğlu ekoloji gibi hızla ortaya çıkan sorunlara etkili çözümler üretecektir.

4. İnsanoğlu her zaman açlık ve gıda sorununu aşabilecektir.

Zihninizi açmak için şu örneği vermek istiyorum: Bill Gates eğer 18’inci veya 19’uncu yüzyılda yaşamış olsaydı bilgisayar üretmesi mümkün olmayacaktı. Aynı şekilde İnternet ve akıllı telefonlar da olmayacaktı. Bunların olabilmesi için dünya nüfusunun 8 milyara yaklaşması gerekmekteydi. Nüfus arttıkça buluşlar artacak insanoğlu daha rahat bir yaşama kavuşacaktır.

BİR IĞDIR HİKAYESİ..

ALTIN YALDIZLI KUR’AN-I KERİM

Vaktiyle, 1920’li yılların sonuna doğru bir zamanda, Aliköçek isimli bir köyde Tahir adında yaşlı bir Kürt köylüsü tek başına yaşarmış. Uzun beyaz sakalı, duru ve sakin bakışıyla nur yüzlü birisiymiş. Çocukluk yılları medresede geçmiş, günün koşullarına göre ciddi bir dini eğitim almıştı. Kutsal kitabı birkaç kez hatim etmiş, köylülerin takdirini kazanmıştı. Aradan yıllar geçmiş, artık yaşlanmış, beli iki büklüm olmuştu. Bir gün eşi ve iki çocuğunu hastalık yüzünden kaybedince, hayata küsmüş, köyünü terk ederek Kaça-Kaç nedeniyle Azerilerden boşalan Aliköçek köyüne yerleşmişti. O yıllar Aliköçek bomboş bir köy idi. Tek bir canlı yoktu. Tahir Amca bir anlamda insanlardan kaçıyor, yalnızlığın sessizliğinde teselli arıyor, ruhani bir dinginlikle kendisini bekleyen kaçınılmaz sona metanetle hazırlanıyordu. Öldüğünde bir mezar yerinin olmasını kendisine dert etmiyor, yabani hayvanlara yem olmayı da Allah’ın bir hükmü olarak görüyordu.

Köy yerinde hangi ev daha sağlam diye epeyce dolaştı, sonuçta, sırtını kocaman bir kayaya dayamış, duvarları pek de düzgün olmayan bazalt taşlarla gelişigüzel

örülmüş yıkık-dökük bir eve yerleşmeye karar verdi. Evin bir duvarı kocaman kayanın bizzat kendisi olduğundan herhalde ev yıkılmaz diye içinde bir güven duygusu oluşmuş olmalıydı.

Evin kapısı yoktu. Başka bir evin kapısını zorlukla söktü, binbir zahmet sürükleyerek kendi evine taşıdı. Elbette kapıyı yerleştirecek gücü yoktu. Yeter ki soğuktan ve yabani hayvanlardan kendisini koruyacak bir kapısı olsundu. Artık çürümeye yüz tutmuş ahşap kapıyı tüm gücünü kullanarak evin içine soktu, doğrultup açık aralığa dayadı. Arkasına da gücü yettiğince kocaman bir taşı yuvarlayarak yerleştirdi. Artık yeni evine kavuşmuştu.

Yiyecek çıkınını açtı. En fazla bir haftalık ekmek ve çökeleği vardı. Bir dua mırıldandı, titreyen parmaklarıyla bir şeyler atıştırdı. Zorlukla doğrulup bir köşedeki saman yığınının üzerine uzanıp gözlerini kapattı. Uykusu yoktu. Zihni karmakarışıktı. Bazen karısı ve çocuklarını düşünüyor bazen çocukluk yılları aklına geliyor, hayatın anlamsızlığı karşısında yüreği anlamsız şekilde acıya boğuluyor, bir kartalın pençesindeki bir kuş gibi kendisini çaresiz hissediyordu.

Okuyucularıma Aliköçek köyü hakkında biraz bilgilendirmem gerekecek. Eski adı Aliköçek olan köy Iğdır merkeze 20 km uzaklıktadır. Kocaman bir dağın yamacında kurulu olan köyün iki tarafı derin vadilerle çevrelenmiştir. Çayırı ve suyu boldur. Köy halkı tahıl ekimi yapar ve hayvancılıkla uğraşırdı.

1919 yılına kadar bu köyde Azeriler yaşardı. 1919 yaz ayında Ermeni komitacıların baskıları artınca köy ahalisi muhtemel bir katliamdan korunmak için varlarını yoklarını geride bırakıp İran Azerbaycan’ına doğru yola çıktılar. Halk arasında bu felaket Kaça-Kaç olarak bilinir olmuştu. Yolculuk acımasız koşullarda devam etmişti. Bazen önlerine çıkan çapulcular hayvanlarına el koyuyor, bu acı yetmezmiş gibi hasta lar ve yaşlılar yürüyüşe engel oldukları için kendi kaderlerine terk ediliyordu. Gücü yetenler dağları aşıp İran Azerbaycan’ına zorlukla ulaştılar.

1920 yılında Ermeniler, Iğdır’ı boşaltınca, İran Azerbaycan’ına geçici olarak yerleşen Azeri nüfus peyderpey tekrar Iğdır toprağına geri döndü. Bir zamanlar Aliköçek köyünde oturan Azeriler, belki de acı hatıraları geride bırakmak artık aynı köye dönmek yerine Ermenilerden boşalan Alikamerli köyüne yerleşmeyi tercih etmişler. Bu yüzden Aliköçek bomboş kendi kaderine terk edilmişti.

Tahir Amca saman yığının üzerinde zorlukla döndü yüzünü duvara çevirdi. Nefeslendi. Taşların arasından sızan ışık huzmesi gözünü almıştı. Bir avuç

samanı deliğe tıkamak istedi, duvardaki taşın oynadığını fark etti. Tahir Amca elini taşın üzerine koyup hafifçe oynatınca taş kendiliğinden yuvarlanıp saman yığının üzerine düştü. Tahir Amca taşı yerine koymayı düşündü ama taşı kaldıracak gücü kendinde bulamadı. Taşın düştüğü yerde gözüne bir dokuma parçası ilişti. Merakla uzanıp özenle sarmalanmış bez parçasını çıkardı. Açınca bunun artık çürümeye yüz tutmuş bir seccade olduğunu anladı. İçinde bir kitap vardı. Titrek elleriyle kitabı kavrayıp eline aldı. Bu altın yaldızlı el yazması bir Kur’an-ı Kerim idi. Kutsal kitabı öpüp alnına dokundurdu. Sayfaları özenle çevirdi. Bu kadar güzel bir Kur’an-ı Kerim’i Bitlis’deki bir medresede görmüştü. Sayfaları tek tek açtı. İçinde bir ses yükseldi: “Tahir, bu kutsal kitabı sahibine kavuşturmalısın!”

Tahir Amca, kutsal kitabı seccadeye sarıp koltuğunun altına özenle yerleştirdi, çıkınını sırtına atıp Iğdır’a doğru yola çıktı. İtölen tepesini ve derin vadiyi aşıp Iğdır’a doğru uzanan taşlı yolda binbir zahmetle ilerledi. Ortalıkta tek bir insan yoktu! Gece yarısına doğru Iğdır merkeze vardı. Sorup soruşturdu, kalabileceği bir han buldu. Tahir Amcanın parası yoktu. Han sahibi insaflı birisiydi. Yaşlı adamı sokağa terk etmeye vicdanı el vermedi. Bir köşeye samanların üzerine bir şilte serdi, içi saman dolu bir yastığı üzerine yerleştirdi. Tahir Amca yorgundu. Seccadeye sıkı sıkı sarılarak derin bir uykuya daldı.

Sabah erkenden uyandı. Gücü yettiğince namazını kıldı. Duasını okuyup sakalını sıvazladı. Azeri hancı gülerek Tahir Amca’ya yaklaştı:

“Allah kabul etsin! Sana biraz çörek (ekmek) getirdim. Çay da getireceğim. Meraklanma. Para istemeyeceğim.”

Tahir Amca çayı yudumladı, kuru ekmekle karnını doyurdu. Bir ara hancıyı yanına çağırdı:

“Aliköçek köyünde daha önce oturan Azeriler Iğdır’a geri döndüler mi?”

“Döndüler! Çoğu Alikamerli köyüne yerleşti.”

“İleri gelenleri kimdir?”

“Bahçeli Bey var! Alikamerli köyünde oturuyor.”

Tahir Amca düşünceli düşünceli başını salladı. Hancı devam etti:

“Birazdan şehre iner. Haber veririm!”

Tahir Amca habere sevindi. Öğleden sonrası bir zamandı. İri yarı, cüsseli bir beyefendi handan içeri girdi:

“Ay Semed! Benimle görüşmek isteyen ihtiyar nerededir?”

Bahçeli Bey, bir köşede sessizce oturan Tahir Amcayı görünce yanına gitti.

“Buyur amca beni görmek istemişsin!”

Tahir Amca, iskemleyi işaret ederek yakınına oturmasını istedi. Seccadeye sarılı Kur’an-ı Kerim’i özenle tutarak Bahçeli Bey’e uzattı:

“Bu mübarek kitabı Aliköçek köyündeki bir evin duvar taşlarının arasında buldum. Kıymetli bir kitaba benziyor. Sahibini arıyorum.”

Bahçeli Bey heyecanlandı. Kitabı eline aldı. Geçmişin acı hatıraları gözünde canlandı. Boğazı düğümlendi. Elleri titreyerek sayfaları çevirdi. Kitap gerçekten de çok değerliydi. Derin bir düşünceye daldı. Bu kitap köyün din hocasına aitti ancak hoca Kaça-Kaç’ta yolda kalp krizinden ölmüştü.

Bahçeli Bey sağa-sola haber saldı. Çok geçmeden din hocasının hayatta kalmış tek oğlunu buldular. Orta yaşlı birisiydi. Doğuştan sakattı. Zorlukla yürüyerek huzurlarına çıkageldi. Babasının kitabını eline aldı. Kitaba dokunur dokunmaz hüngür hüngür ağlamaya başladı. Yavaş yavaş sakinleşti. Anlatacağı çok şey vardı:

“Kaça-Kaç’ta köy ahalisi yola çıkmadan önce yükte hafif pahada ağır neleri varsa bir araya topladılar, din hocası olan babama teslim ettiler. Babam da kendisine teslim edilen mücevheratı kimseye haber vermeden bir gece yarısı köye yakın bir yerde toprağa gömdü. Eve geldi, bir kağıda bir şema çizdi. İşaretler koydu. Hangi kayadan kaç adım uzak olduğunu falan yazdı. Sonra da bu kağıdı Altın Yaldızlı Kur’an-ı Kerim’in içine koydu. Tedbiri elden bırakmadı. Kitabı kimsenin bilmediği bir yere sakladı. Babam yolda vefat edince kitabı bulmak mümkün olmayınca mücevheratın nereye gömüldüğü de sır oldu.”

Bahçeli Bey kutsal kitabı eline aldı. Sayfaları tek tek açtı ama ne şema ne de bir kâğıt parçası bulabildi. Uzun yıllar din hocalığı yapan Tahir Amca kutsal kitabı tekrar eline aldı. Ön kapağının arka sayfasını yırtarak açtı. Bir kağıt parçası vardı. Titrek elleriyle kâğıdı açtı. Kocaman kayalar ve pınar yeri işaretlenmiş, mücevheratın nereye saklandığı ok işaretiyle belirtilmişti.

Ertesi gün Bahçeli Bey ve adamları mücevheratı bir teneke içinde saklandığı yerden çıkartıp getirdiler, Tahir Amcanın önüne döktüler.

Bahçeli Bey sordu:

“Tahir Amca sen nasıl istiyorsan öyle yapacağız?”

Tahir Amca düşünmeden kararını verdi:

“Bununla Iğdır’da bir cami yaptıralım. En güzel sevap budur. Ben de eğer gönlünüz rıza gösterirse caminin ilk hocası olayım.”

Elbette bu mücevherat camiinin bitirilmesi için yeterli olmayacaktı ama en azından temel atılır, ahaliden yardım toplanırdı. Camiinin inşaatı devam ederken, Tahir Amca sığındığı handa vefat etti.




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Facebook
Twitter
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi