Sağlık Bakanı Koca, Dilucu’nda İncelemelerde Bulundu Sağlık Bakanı Fahrettin Koca helikopterle Dilucu Sınır Kapısına geldi ve sahra hastanesini ziyaret...           • Mum Işığında Adalet Aradılar İstanbul, Kadıköy’de Hocalı Soykırımı’yla ilgili bir protesto yürüy&uum...           • Memur-Sen Şube Başkanı Erkan Çiğdem’den Hocalı Katliamı Açıklaması Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Iğdır Şube Başkanı ERKAN ÇİĞDEM’den Hocalı Katliamıyla il...           • Iğdır Ovası Sulaması Ortak Tesisler Onarım Sözleşme İmzalandı Iğdır ovası sulaması ortak tesisler onarım 2. Kısım işine ait sözleşme imzalandı. Iğdır Ovas...           • Mevlana İlkokulunda Özel Eğitim Sınıfları Açıldı Rektör Alma Mevlana İlkokulunda Özel Eğitim Sınıflarının Açılışına Katıldı. Iğdı...           • Psikolog Begüm Sevinç: Koronovirüs Ruh Sağlığınızı Etkilemesin Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi uzmanlarından Psikolog Begüm Sevinç son ...           • Rektör Alma Özel Mısra Göleli Bakım Merkezini Ziyaret Etti Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Hakkı Alma, Iğdır kent merkezinde bulun...           • Corona Van ve Iğdır Ekonomisini Nasıl Etkiliyor? Corona virüsün Türkiye'nin sınırlarına dayanması paniğe sebep olurken İran ile tica...           • Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının Basın Duyurusu Emeklilerimiz Hakkında Yapılan Olumsuz Haberler Kesinlikle Gerçeği Yansıtmamaktadır Bazı b...           • Tapu Müdürü Erol Usta’dan Rektör Alma’ya Nezaket Ziyareti Iğdır Tapu Müdürü Erol Usta, Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Me...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
İstatistikler
Toplam: 1548420
Aktif: 34
Bugün: 771
Dün: 2275
Son Videolar

Iğdır Tanıtım Videosu
274 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Zahiro İdîr'e Dibeje
133 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Şahmeran Efsanesi
274 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Ejder Kervansarayı
245 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Görüntüleri
230 İzlenme, 0 Yorum

Em.Md. Yüksel Babal Unutulmaz
238 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Filmi
228 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'dan Defile Görüntüleri
266 İzlenme, 0 Yorum

Aşık Hizani Iğdır Eşliğinde
231 İzlenme, 0 Yorum

Çille Neçe
239 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da Nevroz
213 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Sesi Eşliğinde Iğdır
221 İzlenme, 0 Yorum

Bî Kurdi İdîr
244 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır kMM'den Görüntüler
244 İzlenme, 0 Yorum

Ahura Mazda Iğdır'da
241 İzlenme, 0 Yorum
Iğdır Nöbetçi Eczaneler

Beyaz Ölüm - Prof. Dr. Ahmet ÖZER

Beyaz Ölüm

Yazar: Prof. Dr. Ahmet ÖZER |  Tarih: 12 / 02 / 2020 |  Yazı Okunma: 148


Bahçesarayda meydana gelen çığ felaketi yiten onca canın ardından verilen bir kaç demeç ve bir iki günlük haberin ardından unutulup gitti. 21. Yüzyılda insanoğlunun uzayda mekan tuttuğu bir çağda insanlarımızın hala karda, çığda yitip gitmesi daha ne kadar sürecek? Bunun için daha önce yazdığım bir yazıyı yeniden kaleme aldım.

Bu vesileyle herkesi duyarlı olamaya davet ediyorum.

1.

Takvim yapraklarının sararmış yüzleri tarihli 27 Ocak 2008’i gösteriyordu. Dünya 3. milleneum çağına gireli 7 yıl olmuştu. Televizyonun renkli ekranında beliren şık giyimli bir spiker şöyle diyordu: “Van’da yatılı okul öğrencileri karnelerini alıp yaya olarak köylerine dönerken tipiye tutuldu. Biri donarak öldü, 23’ü de son anda kurtuldu. Karneyi ölüm aldı.”

21. yüzyılın ilk yılları bilişim yılı, bilgi yılı ya da uzay çağına çıkıyordu…Haber şöyle devam ediyordu: “Van yatılı ilk öğretim okulunda okuyan 8-13 yaşları arasındaki 24 öğrenci önceki gün karne aldıktan sonra köyleri Akçift’e gitmek için bir minibüs kiraladı. Öğrenciler Karaağaç köyüne geldiklerinde yolun çığ nedeniyle kapandığını gördüler, bir an önce eve ulaşmak için çaresizlikten Karaağaç ile Akçift arasındaki 5 kilometrelik yolu yaya gitmeye karar verip yola düştüler. Ancak köye ulaşamadılar. Minik bedenleri tipi ve soğuğa dayanamadığı için oldukları yere yığılıp kaldılar.” İleri gidememişlerdi, her gün yeni atılım ve ilerlemenin yaşadığı bu dünyeda.

Aileleri, hava kararıp da çocukları gelmeyince aramaya çıktı. Köyün ötesinde çocukları buluklarında 12 yaşındaki Kamuran donarak ölmüştü. Başka diyarlardaki çocukların sevinçle karşıladığı, tatillerini geçirmek için üzerinde kayarak zaman geçirdikleri kar, Van’da ölümün diğer adı olmuştu.

Kar, sadece ölümün değil, çaresizliğin de diğer adıydı bu coğrafyada. Ölümün beyaz palası kol geziyordu, yol kenarlarında, kuytu mağaralarda.. En çok da karda boranda, çığda, en çokta tipide fırtınada hem de en çok çocuk ölümü olarak çıkıyordu ortaya. Ölümün bütün siyah katmerliği ile..

Beyazın “kara”ya kestiği, “kara bağlattığı” yerdir Akçiftle Karaağaç arası… Ve memleketin çocukları yenik düşmüş kara, kara bahtları mücibince, dost ey, yatarlar upuzun gencecik bedenleriyle akşamın bu karanlığa meyyal kızıllığında. Kara yenik düşmüş, minik bedenler havar ey havar… Bu mevsimde spikerler karla gelen ölüm haberlerini okur, rotatifler bir gecelik döner, siyasiler taziye dileklerinde bulunur, ikinci gün bütün bunlar gazetelerde unutulmuş birer haber olarak kalır gider, peki ama neden?

Soru gene cevapsız kalır…!

2

İşte bu “karneyi ölüm aldı” haberi beni, can evimden vurmanın ötesinde geçmişe alıp götürdü. Çünkü haber doğup büyüdüğüm yeri anlatıyordu. Muhayelem alıp beni uzunca bir yolculuğa çıkardı. Lakin daha fazla gidemedim, çünkü kara saplanmıştım.

Yıl 1967. Zaman yokluk ve yoksulluk kokuyordu. Mevsim beyazdı… İnsanlar evlerine çekilmiş sobalarının başında yılların damıttığı sabırla bekliyorlardı baharı… Şubat tatillerinde yolunu dört gözle beklediğim abım Erciş yatılı bölge okulunda okuyordu.. Zaman yine dondurucu zamanlardan biriydi, mevsim beyaza kesmişti. Sabah kalktığımızda ne görelim kar her yöne fermanını salmış, her yer sadece kara değil aynı zamanda soğuktan buza kesmişti.

“Onbeş tatil” (Şubat Tatili) gelip çatmıştı. Analar çocuklarını, çocuklar analarını özler olmuştu. Karın, kışın fermanı hasretin kavuşmanın özlemine yenik düşüyordu. Gene tatil gelmiş, gene çocuklar köylerine gitmek için yollara düşmüşlerdi. Köyleri ovada olanlar karayolunda inip birkaç saat gündüz yürüyüşünden sonra varırlardı evlerine. Bizim köy ise ova ile dağların birleştiği noktada idi. Abım de geldi o kış. Çok sevinmiştim.

O günün sabahında kurşun gibi gelen bir haber sevincimizi kursağımızda bıraktı. Kara haber tez ulaşmış bizim çocuk bedenlerimizi bir daha bu olayı unutmamak üzere sarsmıştı…

İki kardeş Erciş Yatılı Bölge Okulunda okuyordu. Şubat tatili nedeniyle karnelerini almış, köylerinin yolunu tutmuşlardı. Mevsim karın, kışın boranın hüküm sürdüğü zamandı. Her tarafa çaresizlik hakimdi. Yollar karla kaplıydı ve kapalıydı. İnsanlar yollardan köylerine, köylerinden yolları olmayan diğer bir köye gitmek için saatler süren yürüyüşler yapmak zorunda kalıyordu.

Biri 10 diğeri 12 yaşındaki iki kardeş aylardır evlerine gitmemiş, köylerinin hasreti körpe yüreklerini doldurmuştu. Bir an önce anne, babalarına kavuşmak köydeki arkadaşlarına karnelerini göstermek, öğrendiklerini sergilemek için yanıp tutuşuyorlardı. Durmuş hayatın, donmuş ve kapanmış yollarına düştüler.

Yol çatıda minibüsten arkadaşlarıyla birlikte indikten sonra, önce ovadaki köylü çocuklar, sonra dağ eteklerindekiler ayrıldılar kafileden. Herkes dağılmış, sonunda iki kardeş yalnız kalmış ve yola devam kararı ile öne atılmışlardı. Dağların uzak menzilinde kara gömülmüş köylerine bir an önce varmak için yola koyulduklarında akşam olmak üzereymiş ve menzile daha çok yol varmış. İki kardeş el ele, sırtlarında çantaları ve hızla çarpan yürekleriyle birkaç saat yürüdükten sonra akşam bastırmış, ardından karı borana çeviren bir tipi kopmuş. Kış, kıyamet. Etrafta kimsecikler yok. Rüzgarın, tipinin ve uzaklardan belli belirsiz duyulan kurt ulumalarından başka…

İki kardeş bir müddet birbirine sokularak yol almaya çalışsa da buna bir türlü güçleri yetmemiş. Artık karanlıktan ve tipiden göz gözü görmez olmuş, gördükleri bir mağaraya sığınmışlar. Tipi ile beraber korku iyiden iyiye gencecik bedenlerini sarmış. Bu arada küçük kardeşin uykusu gelmiş. Büyük olan da defterlerini, kitaplarını üst üste yığarak oracıkta bir ateş yakmış, sonra küçük kardeşine sarılmış.

Ertesi gün eve gelmeyen çocukları aramaya çıkan köylüler mağaranın önüne geldiklerinde iki kardeşi birbirine sarılmış olarak bulunca ilk anda sevinirler, sevinçle yanlarına koşarlar, ardından sevinçleri buz olur, feryat figan başlar, anaların çığlıkları dağları bile amana getirir. Gördükleri manzara karşısında dona kalırlar: Birbirine sarılan kardeşler donarak ölmüşler. Kara, kışa yenilmişler. Bir de cehalete… Bir de çaresizliğe…

Ve bu kardeşler ağabeyimin arkadaşlarıydı. Köylerine giderken tipiye tutulmuş, Geduka Sipi’de bir mağarada beyaz bir ölümün kollarında donarak ölmüştü. Ölü bedenleri ise ancak ertesi gün köylüler tarafından bulunmuştu.

3

Şimdi yıl 2020, 21.yüzyıl yani. Yer aynı yer, coğrafya aynı coğrafya. Haber aynı. Tarih ha bire tekerrürde bizim için her nedense.. Ve insanların ve çocukların karda, kışta, çığda, tipide ölümleri hala sürüyor. Bizim çocuklarımız, insanoğlunun uzayda mekan tuttuğu bir çağda, gencecik bedenleriyle, hala kara kışa yenik düşmeye devam ediyor. Etkili yetkililer ise çare bulacaklarına bunları izlemeye ve timsahın gözyaşlarıyla geçiştirmeye devam ediyorlar.. Bir sonraki yıl unutulmak üzere, peş peşe sıralanıyor vaatler, gencecik bedenlerin yitirilmesi pahasına…

İşte gene yıl 2020, takvimler Şubat aynın 4’ünü gösteriyor. Sipikerler aynı filmi başa sarmış gibi haber veriyor, gazeteler aynı iştahla yazıyordu: “Van’ın Bahçesaray ilçesinde Salı günü düşen çığın altında kalanları arayan arama-kurtarma ekiplerinin de üzerine Çarşamba günü çığ düştü. 24 saatten az bir sürede düşen iki çığ nedeniyle 41 kişi hayatını kaybetti, 75 kişi de yaralandı” diyor. Katliam gibi..

Dünya dönüyor… Yokluğa, yoksulluğa, zülme ve kimsesizliğe rağmen dönüyor… Dünyanın bir yüzü 21.yüzyılın bilgi çağında dönerken, öbür yüzü hala karın, kışın, çaresizliğin getirdiği ölümlere çarpa çarpa dönüyor…

Yeter artık..

Daha ne zamana kadar dönecek bu dünya böyle ?

Dağların doruğu beyaza kesmiş

Sümbül menekşe govende durmuş

Mağaralar kalbimin atışları

Kalbım ağlıyor

 

Bütün kurbanlar yüreğimde

Gıduka Sipi’de bir mahkeme

Kalbim çarmıhta benim

Çarmıhlar yıkılıyor

 

Yüreğime köpekler havlıyor

Köçer olmuş dağ bayır geziyor

Bir kurşun saplanıyor bağrıma

Karda kan izleri

Yaralıyım…




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Facebook
Twitter
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi