Iğdır Milletvekili Dr. Habip Eksik'ten Tarihi Cevap... HDP'li vekilden tarihi cevap: ‘Eksik’ soyadım Kürt bölgelerinde yapılan zul&...           • Acı Kaybımız: Mehmet Gülbey Ebediyete İntikal Etti Annemin Teyzesinin oğlu, Halamın kızının eşi saygı değer Akrabamız aile büyüklerimizden ...           • Piknikte Kardeşini Vurdu: Kazaen Vurulan Veli Türkeli'yi Kaybettik Iğdır’da C.T. (60) piknikte av tüfeğiyle kazaen kardeşi Veli Türkeli’yi (57)...           • ‘Diyarbakır’ın Bülbülü’ Yaşamını Yitirdi Seslendirdiği kilamlar ile Kürtlerin gönlünde taht kuran ve “Diyarbakır&rsquo...           • Iğdır Tarihinin En Büyük Satış İhaleleri 21 Haziran'da... Iğdır tarihinde ilk defa böylesine büyük bir ihale yapılacak, 5 adet arsanın satış ...           • Tarihçi Dengbej Mehmet Karakuş'u Tanıyalım Dengbêj Mehmet Karakuş, 1946 yılında Iğdır (İdîr) merkeze bağlı Alût (Yüzba...           • ASİMDER’den Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Teşekkür… Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği (ASİMDER) Genel Başkanı Göksel...           • Iğdır'dan Ankara ve Sabiha Gökçen Seferleri Başlatılmalı Koronavirüs sebebiyle şehirlerarası seyahatler kısıtlanınca uçak seferleri de askıya a...           • Iğdırlı Op.Dr. Tali Şeker Hastalığı Ameliyatında Öne Çıkan Bir Hekim İstanbul’da mesleğini sürdüren Iğdırlı Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Servet TALİ, &...           • Gençlik Ve Spor İl Müdürlüğü Sporcuları Antrenmanlara Başladı Üç aydır müsabaka ve antrenmanlardan uzak duran sporcular bütün ön...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
İstatistikler
Toplam: 1644194
Aktif: 26
Bugün: 2770
Dün: 2121
Son Videolar

Yüksel Babal Nice Yıllara
223 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Videosu
721 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Zahiro İdîr'e Dibeje
547 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Şahmeran Efsanesi
824 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Ejder Kervansarayı
701 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Görüntüleri
600 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Tanıtım Filmi
530 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'dan Defile Görüntüleri
620 İzlenme, 0 Yorum

Aşık Hizani Iğdır Eşliğinde
559 İzlenme, 0 Yorum

Çille Neçe
600 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da Nevroz
539 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Sesi Eşliğinde Iğdır
487 İzlenme, 0 Yorum

Bî Kurdi İdîr
589 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır kMM'den Görüntüler
541 İzlenme, 0 Yorum

Ahura Mazda Iğdır'da
603 İzlenme, 0 Yorum
Iğdır Nöbetçi Eczaneler

Gerçeğin Peşinde - Hayati KAYA Birysl.Dönşm.Eğtmni.

Gerçeğin Peşinde

Yazar: Hayati KAYA Birysl.Dönşm.Eğtmni. |  Tarih: 12 / 06 / 2020 |  Yazı Okunma: 164


Küçüklüğümden itibaren yaşamı sorgularım. Sevginin "sahte, çıkara dayalı bir eylem" olduğunu anladığımda bir boşluğa düşmüştüm. Daha 8-9 yaşlarında yaşamın acısını farkedip dürüstçe kendimizle yüzleşmek ve gerçeği kabul etmek ne büyük bir acıdır tahmin edemezsiniz.

Yaşam tüm anlamını kaybetmişti. Ölmeyi düşündüm. Eğer ölümden sonra neler olacağını bilseydim kolayca intihar edebilirdim de. Bir bilinmeyen vardı. Bilinmeyenden korkuyordum. Allaha isyan ediyordum. Eğer gerçekten cehennem varsa ve ben yanacaksam umurumda bile değildi. Fakat içimde bir ses vardı. Birçokları içindeki sesi duyamıyordu ama ben duyuyordum. Sanıyorum ki bu ses büyük acı duyan ve kendini sorgulayan, belli oranda teslim insanlara daha çok sesleniyor. Çünkü "ben" kimliğimden vazgeçmiş ölümü bile göze alır hale gelmiştim. "ben" kimliğinin yani egonun olmadığı belirsizlik, bilinmezlik alanında ruhumun sesiyle başbaşa kalabiliyordum. Onunla ilk defa intiharı düşündüğümde tanışmıştım. "Yapma" diyordu bana "sen bu nedenle dünyaya gönderilmiş olamazsın. Sabret ileride tüm düşüncelerin ruh halin değişecek ve mutlu olacaksın." Bir an çok mutlu bir ruh halinde olduğum hissettirildi bana. Bu ses egonun sesi de olabilirdi çok emin değildim. Beden benim değildi, düşüncelerim hiç bir işe yaramıyordu.

 Bedenime zarar vermek istedim kolumu yaraladım ama acı duymuştum. Acı duyuyorsam bunun bir gerçekliği olmalıydı. Düşüncelerime güvenmesem de bedenim gerçek olmalıydı. Kibriti koluma sürte sürte kolumu yara yapmıştım. Annemin de ilgisini çekebilmiştim ama çok anlamı yoktu. Bedenimin minicik bir alanını yok ederken tüm bir bedeni yok etmek korkutucu geliyordu. En acısız intihar yöntemini düşündüm yıllar boyu. Ama içimdeki o ses hep "dur" dedi. "Boşuna bu dünyaya gönderilmedin." Kurana göre Allah "sen iste ben veririm kulum" diyordu. Onun varlığından emin değildim. Buna rağmen her gün 15 dakika konsantre olup ona inandım ve bana bir işaret göndermesini istedim, eğer varlığını ispat edemezse yaşamak için çaba göstermeyecektim. Usanmadan 13 yıl boyunca dua ettim. Bu kadar uzun sürmesi cevaplara hazır olmadığım içindi sanırım, öyle hissettiriliyordu, zamanı geldiğinde bunun gerçekten böyle olduğunu anladım. Sonunda bir rüya ile bütün sorularım cevaplandı ve yapmam gerekenler söylendi. Sıradan bir rüya değildi. Her anında şaşkına düşüyordum. Buna rağmen rüyaya bağlanmadım. Bilgilerimin tümüne şüpheli gözüyle bakıyordum. Çünkü bilgiler arasında irtibat kuramıyordum. Ne "doğru," ne "yanlış" hiç bir şey belli değildi.

Mutlu yaşamak için en önemli unsur sevgiydi. Ama sevgi yoktu. Yine de inancımı kaybetmemiştim. Sevgiyi aramalıydım. Acıyla baş edemeyip grilikler içinde yaşamaya başlamıştım. Acıyı yaratan durumu hafızamdan kolayca silmeyi öğrenmiştim. Nereden bilebilirdim ki olayı unutsam da duyguyu silemeyeceğimi. Bastırıyordum duyguyu ama bu durum aynı zamanda tanık olmamı da sağlıyordu. Çok uzun yıllar geçti. Sevgi denilen şeyi aramak için boşanmam ve işimden uzaklaşmam gerekiyordu. Eşim boşanmayacağını söylediğinde çıkış yolunun kalmadığını anlamış, karanlıklara düşmüş ve kesin intihara karar vermiştim. Çünkü kırklı yaşlarda kendini sorgulayan bir insan, yaşamında bu ana kadar değişmediyse bundan sonra da değişmeyeceğini anlaması gerekiyordu. Ben 42 yıl çektiğim acıyı bir 42 yıl daha yaşayarak çekmek istemiyorum. Sevgisiz insanlara, canımı acıtanlara, güvenimi-inancımı kıran insanlara kinim vardı. "Ben sizlerle baş edemedim bu nedenle kendimi yok edeceğim." Diye düşünürken dünyanın bir ucundan bir melek geldi. Sevgisiz beni, sevgiyle sardı.

 Kendisini bana sonsuz sundu. Bana kendimi değerli hissettirdi. Büyük haz alıyordum onunla sevişirken. Ömrüm boyunca sekse mekanik yaklaşan ben onunla birlikteyken sevişmekten müthiş bir zevk alıyordum. Günde 17 saat sevişiyorduk bunun neredeyse 14 saati ereksiyon halindeydim. Bunun nedenini sorguluyordum. Anladım ki ben ona güvenmiş ve ruhumu teslim etmiştim. Güvenmemin sebebi de Allahımın bana rüyamda vermiş olduğu bir mesajdı. "Aşk sevgi yolunda ucunda ölüm olsa bile git" demişti. Bu nedenle kendime hiç güvenilir alan bırakmamış tamamen ona teslim olmuştum. 1.5 yıl boyunca 22 gün birlikte olabildik. Bir gün benden ayrılmak istediğini söyledi. Yine büyük acılar içinde kalmıştım. Danalar gibi aylarca böğürdüm. Acı baş edilir gibi değildi. Altı ay sonra tek seans psikoloğa gittim. Bana "yaşadığın her şey normal" dedi. Ona inanmıyordum. Sıradan insanlara verilen sıradan cevapları kabul edemezdim. Yaşadıklarından acı duymayanlar da vardı. Mevlana acının olmadığı bir alanın varlığından bahsediyordu. Hem hangi bilge mutsuzdu ki? Psikolog yalan söylüyordu. Belli ki öğretilmiş yalanlar.

"Kişisel gelişim, duygu, ego, cinsellik, aşk sevgi ve yaşamın anlamı" hakkında bilgilenmeye karar verdim. Kendimi gözlemleyerek yorumda bulunuyordum. Acımasızca yüzleşiyordum kendimle. Gerçeğin peşindeydim. Daima doğru cevaplara ihtiyacım vardı ne kadar acımasızca olursa olsun cevapları kabul ediyordum. Meğerse acıyan şey benim sıkı sıkıya bağlandığım duygu ve düşüncelerimmiş. Gerçeğin ve doğrunun peşinde gittiğimde egolarımı yani kendimi tanıyabiliyordum. İyi de ben kimdim? Egolarımı tanıyordum ama geriye ne kalacaktı? Bu ne boktan bir süreçti ya rab. Kimliksiz biri olmuştum. Ben kimdim bu gidişle ortaya ne çıkacaktı hiç bilmiyordum. Ya bir katil çıkarsa? ya saçma sapan bir insan çıkarsa? Cehennemi yaşıyordum. O meleğe çok kızıyordum. Ben ona güvenmiş ve ruhumu teslim etmiştim. Beni terk etmeyecek diye beklentiye girmiştim. Mutluluğu sağlayan buydu bir yandan ama bu egoydu. Başkalarını ya da yaşamı sonsuza kadar yönetebileceğimin sanısı. Bunu herkes bilebilir ama "idrak" başka bir şey. Bundan sonraki ilişkilerimde beklentiye girmemeye karar verdim. İyi de beklentiye girmediğimde karşımdakinin "bana ait" olduğuna inanmıyordum ki! Anladım ki karşımdaki benim olmamalıydı. Ben sadece onu sevmeliydim. Onu özgür bırakmalıydım.

Kesin doğru buydu ama başaramıyordum. Kesin doğru buysa mutlaka bu çözümü de olmalıydı. Sonunda çözüm bulmuştum. Kendimi gözlemleyerek ne zaman onun sahibi olduğunu düşünsem ona özgürlük sağlayacak düşünceler üretiyor o düşüncelere inanmayı yeğliyordum. Ama bu da yetmiyordu bir yolu olmalıydı ve bir teknik geliştirdim. O teknikle beklentiye girip sahiplendiklerimi özgürleştirdiğimde. O alanda sadece sevgi kaldı. Kendim özgürleşmiş kendim sevgi olmuştum aslında. O günden sonra sevgilim başkasıyla sevişse de, beni terk etse de onun bende uyardığı duygular sadece gülümsemeydi. Herkesin bir yolu seçimleri olabileceğini, bunda da özgür olması gerektiğini çok iyi anlamıştım. "Beklenti duygusu ve sahiplenme," değersizlik duygusuyla alakalıydı. Düşüncelerimi değiştirdiğimde ne kadar sevgi dolu, huzurlu ve mutlu olduğumu fark ettim. Onu yargılamamak, onu ne olursa olsun sevmek, ona sonsuz özgürlük vermek onu değil aslında beni özgürleştirmişti. Anladım ki bir başkası bize gerçek değerimizi asla veremezdi. "Ben" denilen şey ruhumdu. Ben ancak egolarımı yönettiğimde ruhuma gereken değeri vermiş oluyordum. Anladım ki insanlar kusurlarıyla sevilmeliydi. Çünkü benim de çözmek için uğraştığım bir sürü kusurum vardı.

Anladım ki ben aşktım. Anladım ki bütün insanlara aşıktım. Anladım ki sevişmekten haz almak için sonsuz aşk olmak gerekiyordu, diğerinin davranış ve kişiliğinin önemi yoktu. Anladım ki diğer insanlar beni olumsuz anlamda (ve hatta olumlu) ben istemediğim sürece benim duygularımı uyaramazdı. Karşımdaki beni incitmek isterse bu benim yapacağım tercihle alakalıydı. Eğer incitilmemem onu incitecekse duruma göre incinmeyi tercih edebilirdim. Çünkü ben sevgiyim. Hala kendimi yani egolarımı tanımakla zamanımı geçiriyorum. Ruhumu tanımama gerek yok o zaten şefkatten başka bir şey değil. Olumsuz duygularımdan kurtulduğumda ruhumun enerji alanına uyumlandığımı ve ruhumun da evrenin tüm enerjisiyle bir olduğunu fark ettim. O alan güzel bir alan olsa da o alanda kalmak istemiyorum daha almam gereken çok yol var.

Aşkımla sevişirken ne kadar mutlu olduğum aklımdan çıkmıyordu. Tabi ki aradım özledim. Ama insan kabulde kalıp, Allaha sığındığında, yaşamın getireceklerine kendini korkusuzca açtığında bir de bakıyor ki aynı hazzı nefes alırken de, su içerken de alıyor. Benim için yaşamın her anı bir orgazm.

İnsanları seviyorum. Herkesi eşit oranda sevmeye çalıyorum. Yıllardır bunun üzerinde çalışıyorum. Çünkü eşit oranda sevmediğimde ya yargıda bulunuyorumdur, ya cinsellik-beğeni konusunda benim bir duygumu uyarıyordur, ya da toplumsal kalıpların etkisiyle aynı kandan olduğum için akrabalarımı "sevmem gerektiği" düşüncesinin etkisinde kalmışımdır. "Akraba" diye birileri daha çok sevilmez. Bir öğretmen daha çok sevilmez. Bunların hepsi çıkardır, koşulludur, hakikatte yeri yoktur. Çünkü bizler bütünüz. Koşulsuz sevgide tüm insanlar aynı oranda sevilir fakat bazıları daha çok değerli olabilir. Bunlar tamamen farklı kavramlardır. 

Ben Oshoyu da Hitleri de aynı oranda severim. Ama benim için Osho değerlidir çünkü bana yaşamımı kolaylaştaracak bir kaç bilgi vermiştir. Başkası için de Hitler çok değerli olabilir, Hitler kötü biri olmasaydı, o kişi kötülüğü seçebilirdi. Yani Hitleri aslında seviyor, değerli buluyor ama farkında değil! Deneyimlere göre "değer" kavramı değişiklik gösterebilir. Ya da AN’ı yaşadığım için o an her kiminle iletişimde bulunuyorsam dünyadaki en değerli kişi odur. Çünkü o an ölsem onun dışında başka birini görmem mümkün olmayacak. O kişi benim için "dünya yaşamında" insanın-evrenin-tanrının son temsilcisi. Ben sizlerin değerini çok iyi biliyorum hakikatte hepiniz aşksınız, en derin şefkatsiniz. Her varlık gibi evrendeki en güzel varlıklarsınız. Hiçbiriniz kötü ya da çirkin değil hepinizi hayranlıkla seyrediyorum.

Sizleri seviyorum.




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Facebook
Twitter
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi