"Amatör Spor Haftası" Kapsamında Çeşitli Etkinlikler Düzenlendi İlimizde "Amatör Spor Haftası" Kapsamında Çeşitli Etkinlikler Düzenlendi Gen&cce...           • Vekilden Iğdır'da Sağlıkta Yaşanan Mağduriyetler İçin TBMM Araştırması HDP Iğdır Milletvekili Dr. Habip Eksik, Iğdır’da çeşitli branşlarda Uzman Doktor eksi...           • Azeri ve Ermeni Dışişleri Bakanları Cenevre'de Barışı Görüştüler Ermenistan ve Azerbaycan arasında kritik görüşme: Dışişleri bakanları Cenevre'de bir ara...           • ÇİFTÇİLERE 142 TON BUĞDAY TOHUMU DAĞITILDI İl Tarım Ve Orman Müdürlüğünün Hazırladığı Proje Ve Bügem’in H...           • ELAZIĞ KARAKOÇANSPOR’U ELİ BOŞ GÖNDERDİK: 5- 0 Alagöz Holding Iğdırspor, ilk yarı ağır bir tempoyla başladı. Sahada ilk yarının son dakkasın...           • EBRU VE DERİ İŞLEME SANATI SERGİSİ AÇILDI Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğü ile Iğdır Ün...           • PSİKOLOJİNİZ KIŞA NE KADAR HAZIR? Mevsimsel Depresyon için 7 Basit Tüyo Toplum arasında daha çok bahar depresyon...           • Iğdır SGK‘dan Rehberlik Faaliyetleri İle İlgili Bilgilendirme Sosyal güvenlik sistemi vatandaşlara hayatları boyunca sağlık hizmeti vermeyi, asgari bir gel...           • STK TEMSİLCİLERİNDEN GAZETEMİZE ZİYARET Iğdır Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatif Müdürü Ercüment Gü...           • SİNAN OĞAN CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞINI AÇIKLADI 2023 seçimlerine adım adım yaklaşılırken adayların kim olacağı merak ediliyor. Daha ön...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
Reklam Alanı

En Son Haber Videoları

Mahsa Amînî’nin Öldürülmesi Iğdır’da Protesto Edildi

CHP’nin 99'uncu Kuruluş Yıl Dönümü Iğdır’da Kutlandı

Kadınlar Semra Güzel'in Tutuklanmasını Protesto Etti

Üç Ülkeye Komşu Iğdır'da Kapılar Neden Kapalı?

Vekil Eksik: Iğdır Kayyumu Usulsüzlük İddialarını Cevaplamıyor Bile

Iğdır İHD: Barışa İhtiyacımız Var!

Iğdır HDP: Barışın Aydınlığı Savaşın Karanlığını Yenecek

Kavun Üretsicisi İsyanda: 'Zarar Ediyoruz'

DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk Iğdır'daydı: Boyun Eğmedik, Eğmeyeceğiz

HDP Iğdır İl Eşbaşkanı Süleyman Serhat:Mutlaka Kazanacağız

Iğdır’dan Kürtçe Öğretmenleri İçin Çağrı: 200 Ek Atama Yapılsın

Son Videolar

Kul Yusuf Kümbeti
3788 İzlenme, 0 Yorum

Ahura Mazda Iğdır'da
3579 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır Şahmeran Efsanesi
4175 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır kMM'den Görüntüler
3430 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Zahiro İdîr'e Dibeje
3996 İzlenme, 0 Yorum

Aşık Hizani Iğdır Eşliğinde
3942 İzlenme, 0 Yorum

Dengbej Sesi Eşliğinde Iğdır
3578 İzlenme, 0 Yorum
Iğdır Nöbetçi Eczaneler

Son Şümür - Dr.Mehmet KUM

Son Şümür

Yazar: Dr.Mehmet KUM |  Tarih: 21 / 05 / 2022 |  Yazı Okunma: 329


Ben Abbas;

Anamın  adı  Gülamber,  atamın  adını  bende  tam bilmiyorum.. Bu mesele biraz karışık,  okuyunca  niye  böyle  dediğimi  siz de  anlayacaksınız..Doğum  tarihimi  ben de tam olarak  bilmiyorum..Anamın dediğine göre   pamukların ilk çapa zamanında   doğmuşum..

Tamâhkar   Köyü’nde bana” Nahırçı Abbas derler.” Uzun yıllardır köyümüzün nahırcısıyım. Köylüler sabah erken saatlerinde, heybelerinde   lavaş ekmek  ineklerini, öküzlerini, danalarını  nahır yerine getiriyorlar. Ben de ekmeklerden yiyebileceğim kadarını götürüyorum. Kalanını götürüp eve bırakıyorum.

Ne cumartesi, ne pazarım var. Her gün hayvanları köyün merasına götürüyor, otlatıyorum. Kulağıma geliyor. “Nahırcı bu kadar ekmeği ne yapıyor ? “  Ulan gurumsaklar, köyün en fakiri benim. Kurban bayramı dışında evime et girmez. Ne tarlam var, ne de malım mülküm. Bu köyde bir sürü zengin, varlıklı adam var. Onları  hiç kimse konuşmaz. Bana verdikleri kuru lavaşı  bile çok görüp, konuşurlar…

Zaten muhtar, aza, seyitler, köyün ağaları ekmek vermezler. Koskoca ağa elinde ekmek mi getirsin ? Kavatın namına, şanına yakışmazmış. Getirilen lavaşların çoğusu ya bayat, ya da yanmış oluyor.

Eve götürünce   Nurbanu  bacınız,

“Yine yanık, bayat ekmekleri toplamış getirmişsin, ite atsan it yemez,” der,

yüzünü gözünü buruşturur. Söylene söylene lavaşları alıp sular, üzerini örter. Eğer ekmek çoksa ceddine kurban olayım Seyit Kerim Ağa’ya, diğer seyitlere ve konu komşuya dağıtır.

Dört tane kızım var. Hepsi evlenmişler. Nurbanu bacınızla evde yalnız yaşıyoruz. Atanıza, ananıza rahmet, rahmetli anam  buraların  en güzel kadınıymış. Her gören deyyusun aklını başından alırmış.

“Gaça gaçta” Ermeni Dığaları köyümüzde herkesi öldürmüşler. Atamı ve kardeşlerimi de öldürmüşler.  Anam ölülerin altına girip, ölü taklidi yaparak kurtulmuş!..

Ermeni Dığalarından kurtulanlarla beraber ağlaya, sızlaya İran’a gitmişler. İran’da şansı olanlar ahırlarda kalabilmişler. Kimse yüzlerine bakmıyor, yardım etmiyormuş. Anamın güzelliği orada işe yaramış, Molla Hasan  anamı sige etmiş. Anam da açlıktan ölmemek için mecbur kalmış, kabul etmiş. Anamın dediğine  göre  molla anamın dışında gördüğü güzel kadınları da  kendisine sige etmiş. Bir sürü karısı olmuş…

Bir süre sonra anama bakmamaya başlamış. Anam perperişan yaşamış. İran’a gittikten yaklaşık dokuz ay sonra ben dünyaya gelmişim. Anam ben doğduktan  iki ay sonra, ilk fırsatta beni de koynuna almış kaçmış. “Ölsemde evimde öleceğim” diyerek,  bizim buralardan birkaç kişi ile geri dönmüş.

Böylece yıllar geçmiş büyümüş, genç delikanlı olmuştum. Anamda iyice yaşlanmıştı. Dedikodular kulağıma geliyordu. Babamın Ermeni olduğunu söyleyenler, Molla Hasan  olduğunu söyleyenler, ara sıra da Atam Gulem Hüseyin’i söyleyenler vardı. Bir gün köyde duvarın dibinde taşların üzerine oturup, sohbet eden yaşlıların benim hakkımda konuştuğunu fark edince  saklandıp, kulak astım.

Ali Hüseyin:

-Men  Molla  Hasan’ı  görmüşem.. Yalanım varsa,  bu cami mene genim olsun,   aynı ona benziyir..  Sanki hık demiş, burnundan düşmüş. İnsan  ancak bu kadar  birbirine  benzer. Boyu posu, ördek gibi paytak paytak yürümesi, aynı  nahırcı Abbas…

Şeytan Cemil :

-Yok yok bacıoğlu, Allah günaha vebala yazmasın aynı Ermeni dığasına benziyor. Hele  köyümüze  bak ona hiç benzeyen var. Dişleri seyrek,  gözleri  göy,   başı da   yeke.  Aynı Ermeni dığası.

 Cefer Kişi.

-Men  dikkatlice  baktım,  siz de  bakın mene  hak vereceksiniz. Başının yekeliği, yüzü gözü  Ermenilere  benziyir. Başından  aşağısı İran’lılara  benziyir..

Hacı İslam:

- Men  bu yaşıma  geldim, gezmediğim yer galmadı, Erebistan’ da  bile bu cür  adam  heç görmedim…

Benimle alay edip, kahkaha  atıp gülüyorlardı.. Fakirliğin, kimsesizliğin gözü kör olsun, yurdu yuvası yıkılsın..İnsanın elini  kolunu bağlıyor. Daha  fazla  dayanamadım sessizce  oradan ayrıldım..Allahsızlar, kitapsızlar, utanmazlar  hakkımda   söylediklerini  her defasında  duymazlıktan geldim… Bir  defa olsun Allah rızası  için, hiçbiri  Atam Gulem Hüseyin’e benzetmediler.  Aramızda kalsın, kimseye söylemeyin, bir defasında dayanamadım anama sordum.

- Ay ana, sen atanın goru benim atam kim… ?

Beynava anam, da  köyde  konuşulanları  duymuş olmalı. O yaşlı  kadın utancından kızardı.O anları tekrar  yaşattığım için kendime de kızdım ama  bir kere sormuştum.

-Ay oğul !  Ermeniler  köyümüzü basanda kimin eli kimin cebinde belli değildi. Çok zor günlerdi. Allah bir daha o günleri yaşatmasın, dedi.

       İçimden,

 “Anlaşıldı ana.. “ dedim. Kimsenin olmadığı  bir yere  gittim doyuncaya  kadar hıçkıra hıçkıra    ağladım..

 Anam rahmetli olduktan üç yıl sonra Nurbanu  bacınızla evlendim. Önce  de söylediğim  gibi fakirdim; Tarlam, malım, mülküm yoktu. Nurbanı Bacı’nızı, atası vermiyordu. Ben de Nurbanu bacınızı kendi gönlü ile kaçırmıştım. Hiç unutmuyorum, rahmetli

kaynatam:

-Benim bu gic kızım, kaçacak adam mı bulamadı ? Bu it oğlu ite kaçtı. Bu lotu, kızıma nasıl bakacak ? Gurumsağın açlıktan nefesi kokuyor, demişti.

Evde bağırmış, çağırmış. Rahmetli kaynanamı da bir kızına sahip olamadın diye dövüp, evden kovmuştu. Köyün ak sakalları araya girmiş, defalarca kapısına gidip gelmişler, birkaç  hafta  sonra  sinirleri yatışınca, vermeye razı olmuştu.

Tam da o sıra köyün nahırçısı ölünce, nahırçı olmak için muhtara yalvarmış, yakarmıştım. Benden başka iki kişi daha talipti. O da “Muharrem Ayı’nda kim Şümür olursa onu köyün nahırçısı yapaçağım,” demişti. İkisi kabul etmedi. Yeni evlenmiştim. Benim hayır deme şansım yoktu.               

Çalışıp eve ekmek getirmek  zorundaydım. İstemeye istemeye kabul etmiştim.

Yıllar böylece geçip gitmişti. Bende artık yaşlanıyordum. Elim  ayağım tutmaz olmuştu. Her tarafımdan sesler geliyordu. Kemiklerim sızlıyordu. Ağrılardan çoğu  zaman  uyuyamıyordum.

Yarın Muharremin onuncu günü, istemeye istemeye yine Şümür olacağım. Kerbala  olaylarını canlandıracağız. Köyün en zengini Resül Ağa’nın oğlu, Hz Hüseyin Ağamız olacak. Bakalım neler olacak. Yarın ola hayrola..

Gaz lambasını söndürmüş, sırtüstü uzanmış, dalıp gitmiştim. Yaşlanıyordum, hep el aleme muhtaç yaşadım. Bir ömür, fakirliği, fukaralığı doya doya yaşamıştım. Hep köyün mollası“ Allah sabredenlerin yanındadır. Allah sabredenleri sever. “ Sözü aklıma geliyor, sabrediyordum. Artık son zamanlarda kurban olduğum Allah beni unuttu diye düşünmeye başlamıştım. Ümidimi kesmiştim.

Geçmişimle hesaplaşırken, mürgülemiş olacağım. Bir ara karanlıkta ayı gibi birisi sineme çöktü. Elleri ile boğazımı sıkmaya başladı. Nefes alamıyordum.Çırpındım durdum. Bağırmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu.

-Senin Azrailinim canını alacağım Nahırçı Abbas, dedi.

Kelime-i şehadedimi  bile okumama fırsat vermedi. Boğarak beni öldürdü. Her taraf karanlıktı. Zavallı Nurbanu yüzünü gözünü yırtıyor, bağırıyordu. Komşular, köylüler toplandı. Nurbanu bacınız ve kızlarım dışında ağlayan tek  bir kavat yoktu. Beni hemen tabuta koydular, mezarlığa götürdüler..

Zengin birisi ölse, iğne düşmeye yer tapmazdı. Benim cenazemde ise komşular ve birkaç köylü saf tutmuştu. Çok zoruma gitti. Şeytan Cemil cenaze namazına  yetişmek için hızlı adımlarla geliyordu. İşi gücü fesatlıktı. Köyden beklediğim bir sürü adamdan gelen olmamış, Şeytan Cemil gelerek beni şaşırtmıştı. Meğer  maksadı başkaymış.  Kavat,Nurbanu bacınıza  göz koymuş Geldi hemen mollanın arkasında, saf tuttu. Mollanın  kulağına Nurbanu ile  sigemizi yap. Sana ne istersen vereceğim, dedi. Molla da paranın kokusunu alınca dünden razıymış gibi başını sallayarak onayladı.

-Vay it oğlu itler, Yezit oğlu yezitler. Ermeni dölleri!...

Diyerek bağırıyorum, tabutu tekmeliyorum, ama sesim çıkmıyordu. Karanlıkta bir Zebani geldi:

-Sövme , gurumsak, dedi.

Kolumdan tutup beni tekme tokat sürüklemeye başladı. Getirdi sıraya soktu. Her tarafta kazanlar fokur fokur kaynıyordu. Ahır mahşer  yeri dedikleri yer burası olmalıydı. Kazanların hemen yanında  Zebaniler, sıramı bekliyorum. Benim gibi  bekleyenler altına etmiş olacak, kokudan burnumun direği sızlıyordu.  Sağ tarafımda cennet vardı. Bakınca Faizci İrza’yı gördüm.  Burada  bir tanıdık görmeği hiç beklemiyordum.  Çok sevindim. O yıllar önce ölmüştü  ama keyfi yerindeydi. Hurma ağacının gölgesinde bir ırmağın kenarında yer minderine uzanmış, sağında solunda huriler, birisi mangalda pirzola hazırlıyor, birisi masaj yapıyor, birisi karpuzu eli ile yediriyordu…

Faizci Irza Ayağa kalktı kuyrukta bekleyenlerin yanına geldi.  Parası olmayanlara faizle para vermeye başladı. Parayı alıp zebaniye veriyorlar. Zebani de onları cennet tarafına gönderiyordu. Köylüm Irza beni gördü, hiç oralı olmadı. Beni tanımazlıktan geldi.

-Irza Emmi meni tanımadın mı ?  Men Nahırçı Abbas’ım.  Mene de  borç para ver.

-Olmaz, dedi.

-Faizi ile çalışır veririm, dedim.

-Olmaz, sen  nahırçılıktan  bu parayı yüz sene çalışsan toplayıp, mene veremezsin,dedi.

Yalvardım!  Ayağına sarıldım, elini öptüm.  Yerde  süründüm. Ne yaptıysam vermedi. Sıra bana gelmişti. Zebaniye verecek hiçbir şeyim yoktu. Kucakladığı gibi kaynar kazana beni attı.

-Vayyy. yandımmm anaaaaa…Diye bağırdım.

Öyle bağırmış olacağım ki..Nurbanı bacınız beni silkeledi, uyandırdı.

-Ay kişi sana ne oldu ? yuhunda bağırırsan !

Ter kan içinde kalmıştım. Kabus olduğunu anlayınca derin bir ohhh çektim. Nurbanı bacınıza.

-Fukaraya biraz para ver. Çok kötü kabus gördüm.

-Ha..ha..ha.. Kül başına... Bu köyde senden kâsıbı var mı ?

Arvat haklıydı, benden fakiri yoktu. Biraz kendime geldikten sonra kalktım. Namazımı kılarken Dışarıdan Nurbanu bacınızın sesi geldi.

-Ay kişi yetiş, tilki toyuhlarımızı yeyir.

Ben  namazı bitirip, tüfeğimi alıp çıkana kadar tilki tavukların işini bitirmiş, kaçmıştı. Dışarıya çıktım.

Nurbanu bacınız, tilkiye beddua ediyordu

-Elime geçirsem derini ellerimle üzecem. Azzar yiyesen, gırran yiyesen. Komşularımın bir sürü toyuğu var gele menim varım yokum iki  toyuğumu yiyerdin…

-Ay arvat demek  gece  gördüğüm kabus buymuş,  üzülme men sene yine toyuğ alaram..

Nurbanu Bacı’nız orada beddua ede dursun, Ben hazırlandım..

“Ya Allah, Bismillah.“ dedim, kendim gibi yaşlı arık atıma bindim. Kılıcım belimde köy meydanına doğru gidiyorum.

Tüm civar köyler bizim köyün meydanında toplanmışlar. Kadınlar siyaha bürünmüşler, başlarında siyah eşarp,yüzlerini kapamışlar. Erkekler siyah elbisesini giymişler. Çocuklar alınlarına siyah bant bağlamış. Gençler beyaz kefen giymiş, sırtlarına zincirle vuruyorlar.. Sanki  mahşer yeri gibi. Erkek, kadın herkes eliyle sinesine vurarak,

“Ya Hüseyin !.. Ya Hüseyin!..”  diyerek, hep beraber ağlaşıyorlar.

Atın  üzerinde ağrılarımı, sızılarımı unutmuştum.  Kendimi  çok güçlü  kuvvetli hissediyordum.Kral  gibi herkese tepeden bakıyordum.. Meydana  gelince, atımdan indim, kılıcımı çektim, Hazreti Hüseyin Ağam’ın etrafını kadınlar, çocuklar , gençler sarmıştı. Ben Hazreti Hüseyin Ağamızın başını kesip, nehleti Yezide götürecektim, Ama senaryoda değişiklik var galiba, başka köyden olsa gerek bir grup, biz Küfe halkı gibi Hz. Hüseyin Ağamızı yalnız bırakmayacağız, diye bağırıyor üzerime geliyordu.

Döndüm kaçmak istedim. Bir kadın Yüzüme tükürdü, Elimle yüzümü silmek isterken yumruklar, tekmeler sırtıma yağmur gibi yağmaya başladı.. Yere yığıldım. Herkes

“ YA Hüseyin “

diye bağırıyor, beni tekmeliyor, tüm halk bana lanet yağdırıyordu.

“ lanet Yezid’e “diye bağırıyorlardı.

Tekmeleri, yumrukları yerken:

-Bir daha Şümür olursam atama nehlet olsun diye yemin ettim….


Nahırçı : Sığır çobanı

Gurumsak : Arsız, azgın

Dığa : Oğlan çocuğu

Siyge : Muta evliliği

Kavat : Pezevenk

Deyyus : Karsının veya yakının iffetsizliğine göz yuman kişi

Mürgülemek : Oturduğu yerde uyuklamak, şekerleme yapmak

Telesmek : Acele etmek

Keçel : Kel

Gor : Mezar

Eşedeni okumak: Kelime-i Şehadet getirmek

Kulak asmak : Dinlemek

Beynava:        : Zavallı

 

Nehlet            : Lanet

19:34

SON ŞÜMÜR Ben Abbas; Anamın adı Gülamber, atamın adını bende tam bilmiyorum.. Bu mesele biraz karışık, okuyunca niye böyle dediğimi siz de anlayacaksınız..Doğum tarihimi ben de tam olarak bilmiyorum..Anamın dediğine göre pamukların ilk çapa zamanında doğmuşum.. Tamâhkar Köyü’nde bana” Nahırçı Abbas derler.” Uzun yıllardır köyümüzün nahırcısıyım. Köylüler sabah erken saatlerinde, heybelerinde lavaş ekmek ineklerini, öküzlerini, danalarını nahır yerine getiriyorlar. Ben de ekmeklerden yiyebileceğim kadarını götürüyorum. Kalanını götürüp eve bırakıyorum. Ne cumartesi, ne pazarım var. Her gün hayvanları köyün merasına götürüyor, otlatıyorum. Kulağıma geliyor. “Nahırcı bu kadar ekmeği ne yapıyor ? “ Ulan gurumsaklar, köyün en fakiri benim. Kurban bayramı dışında evime et girmez. Ne tarlam var, ne de malım mülküm. Bu köyde bir sürü zengin, varlıklı adam var. Onları hiç kimse konuşmaz. Bana verdikleri kuru lavaşı bile çok görüp, konuşurlar… Zaten muhtar, aza, seyitler, köyün ağaları ekmek vermezler. Koskoca ağa elinde ekmek mi getirsin ? Kavatın namına, şanına yakışmazmış. Getirilen lavaşların çoğusu ya bayat, ya da yanmış oluyor. Eve götürünce Nurbanu bacınız, “Yine yanık, bayat ekmekleri toplamış getirmişsin, ite atsan it yemez,” der, yüzünü gözünü buruşturur. Söylene söylene lavaşları alıp sular, üzerini örter. Eğer ekmek çoksa ceddine kurban olayım Seyit Kerim Ağa’ya, diğer seyitlere ve konu komşuya dağıtır. Dört tane kızım var. Hepsi evlenmişler. Nurbanu bacınızla evde yalnız yaşıyoruz. Atanıza, ananıza rahmet, rahmetli anam buraların en güzel kadınıymış. Her gören deyyusun aklını başından alırmış. “Gaça gaçta” Ermeni Dığaları köyümüzde herkesi öldürmüşler. Atamı ve kardeşlerimi de öldürmüşler. Anam ölülerin altına girip, ölü taklidi yaparak kurtulmuş!.. Ermeni Dığalarından kurtulanlarla beraber ağlaya, sızlaya İran’a gitmişler. İran’da şansı olanlar ahırlarda kalabilmişler. Kimse yüzlerine bakmıyor, yardım etmiyormuş. Anamın güzelliği orada işe yaramış, Molla Hasan anamı sige etmiş. Anam da açlıktan ölmemek için mecbur kalmış, kabul etmiş. Anamın dediğine göre molla anamın dışında gördüğü güzel kadınları da kendisine sige etmiş. Bir sürü karısı olmuş… Bir süre sonra anama bakmamaya başlamış. Anam perperişan yaşamış. İran’a gittikten yaklaşık dokuz ay sonra ben dünyaya gelmişim. Anam ben doğduktan iki ay sonra, ilk fırsatta beni de koynuna almış kaçmış. “Ölsemde evimde öleceğim” diyerek, bizim buralardan birkaç kişi ile geri dönmüş. Böylece yıllar geçmiş büyümüş, genç delikanlı olmuştum. Anamda iyice yaşlanmıştı. Dedikodular kulağıma geliyordu. Babamın Ermeni olduğunu söyleyenler, Molla Hasan olduğunu söyleyenler, ara sıra da Atam Gulem Hüseyin’i söyleyenler vardı. Bir gün köyde duvarın dibinde taşların üzerine oturup, sohbet eden yaşlıların benim hakkımda konuştuğunu fark edince saklandıp, kulak astım. Ali Hüseyin: -Men Molla Hasan’ı görmüşem.. Yalanım varsa, bu cami mene genim olsun, aynı ona benziyir.. Sanki hık demiş, burnundan düşmüş. İnsan ancak bu kadar birbirine benzer. Boyu posu, ördek gibi paytak paytak yürümesi, aynı nahırcı Abbas… Şeytan Cemil : -Yok yok bacıoğlu, Allah günaha vebala yazmasın aynı Ermeni dığasına benziyor. Hele köyümüze bak ona hiç benzeyen var. Dişleri seyrek, gözleri göy, başı da yeke. Aynı Ermeni dığası. Cefer Kişi. -Men dikkatlice baktım, siz de bakın mene hak vereceksiniz. Başının yekeliği, yüzü gözü Ermenilere benziyir. Başından aşağısı İran’lılara benziyir.. Hacı İslam: - Men bu yaşıma geldim, gezmediğim yer galmadı, Erebistan’ da bile bu cür adam heç görmedim… Benimle alay edip, kahkaha atıp gülüyorlardı.. Fakirliğin, kimsesizliğin gözü kör olsun, yurdu yuvası yıkılsın..İnsanın elini kolunu bağlıyor. Daha fazla dayanamadım sessizce oradan ayrıldım..Allahsızlar, kitapsızlar, utanmazlar hakkımda söylediklerini her defasında duymazlıktan geldim… Bir defa olsun Allah rızası için, hiçbiri Atam Gulem Hüseyin’e benzetmediler. Aramızda kalsın, kimseye söylemeyin, bir defasında dayanamadım anama sordum. - Ay ana, sen atanın goru benim atam kim… ? Beynava anam, da köyde konuşulanları duymuş olmalı. O yaşlı kadın utancından kızardı.O anları tekrar yaşattığım için kendime de kızdım ama bir kere sormuştum. -Ay oğul ! Ermeniler köyümüzü basanda kimin eli kimin cebinde belli değildi. Çok zor günlerdi. Allah bir daha o günleri yaşatmasın, dedi. İçimden, “Anlaşıldı ana.. “ dedim. Kimsenin olmadığı bir yere gittim doyuncaya kadar hıçkıra hıçkıra ağladım.. Anam rahmetli olduktan üç yıl sonra Nurbanu bacınızla evlendim. Önce de söylediğim gibi fakirdim; Tarlam, malım, mülküm yoktu. Nurbanı Bacı’nızı, atası vermiyordu. Ben de Nurbanu bacınızı kendi gönlü ile kaçırmıştım. Hiç unutmuyorum, rahmetli kaynatam: -Benim bu gic kızım, kaçacak adam mı bulamadı ? Bu it oğlu ite kaçtı. Bu lotu, kızıma nasıl bakacak ? Gurumsağın açlıktan nefesi kokuyor, demişti. Evde bağırmış, çağırmış. Rahmetli kaynanamı da bir kızına sahip olamadın diye dövüp, evden kovmuştu. Köyün ak sakalları araya girmiş, defalarca kapısına gidip gelmişler, birkaç hafta sonra sinirleri yatışınca, vermeye razı olmuştu. Tam da o sıra köyün nahırçısı ölünce, nahırçı olmak için muhtara yalvarmış, yakarmıştım. Benden başka iki kişi daha talipti. O da “Muharrem Ayı’nda kim Şümür olursa onu köyün nahırçısı yapaçağım,” demişti. İkisi kabul etmedi. Yeni evlenmiştim. Benim hayır deme şansım yoktu. Çalışıp eve ekmek getirmek zorundaydım. İstemeye istemeye kabul etmiştim. Yıllar böylece geçip gitmişti. Bende artık yaşlanıyordum. Elim ayağım tutmaz olmuştu. Her tarafımdan sesler geliyordu. Kemiklerim sızlıyordu. Ağrılardan çoğu zaman uyuyamıyordum. Yarın Muharremin onuncu günü, istemeye istemeye yine Şümür olacağım. Kerbala olaylarını canlandıracağız. Köyün en zengini Resül Ağa’nın oğlu, Hz Hüseyin Ağamız olacak. Bakalım neler olacak. Yarın ola hayrola.. Gaz lambasını söndürmüş, sırtüstü uzanmış, dalıp gitmiştim. Yaşlanıyordum, hep el aleme muhtaç yaşadım. Bir ömür, fakirliği, fukaralığı doya doya yaşamıştım. Hep köyün mollası“ Allah sabredenlerin yanındadır. Allah sabredenleri sever. “ Sözü aklıma geliyor, sabrediyordum. Artık son zamanlarda kurban olduğum Allah beni unuttu diye düşünmeye başlamıştım. Ümidimi kesmiştim. Geçmişimle hesaplaşırken, mürgülemiş olacağım. Bir ara karanlıkta ayı gibi birisi sineme çöktü. Elleri ile boğazımı sıkmaya başladı. Nefes alamıyordum.Çırpındım durdum. Bağırmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. -Senin Azrailinim canını alacağım Nahırçı Abbas, dedi. Kelime-i şehadedimi bile okumama fırsat vermedi. Boğarak beni öldürdü. Her taraf karanlıktı. Zavallı Nurbanu yüzünü gözünü yırtıyor, bağırıyordu. Komşular, köylüler toplandı. Nurbanu bacınız ve kızlarım dışında ağlayan tek bir kavat yoktu. Beni hemen tabuta koydular, mezarlığa götürdüler.. Zengin birisi ölse, iğne düşmeye yer tapmazdı. Benim cenazemde ise komşular ve birkaç köylü saf tutmuştu. Çok zoruma gitti. Şeytan Cemil cenaze namazına yetişmek için hızlı adımlarla geliyordu. İşi gücü fesatlıktı. Köyden beklediğim bir sürü adamdan gelen olmamış, Şeytan Cemil gelerek beni şaşırtmıştı. Meğer maksadı başkaymış. Kavat,Nurbanu bacınıza göz koymuş Geldi hemen mollanın arkasında, saf tuttu. Mollanın kulağına Nurbanu ile sigemizi yap. Sana ne istersen vereceğim, dedi. Molla da paranın kokusunu alınca dünden razıymış gibi başını sallayarak onayladı. -Vay it oğlu itler, Yezit oğlu yezitler. Ermeni dölleri!... Diyerek bağırıyorum, tabutu tekmeliyorum, ama sesim çıkmıyordu. Karanlıkta bir Zebani geldi: -Sövme , gurumsak, dedi. Kolumdan tutup beni tekme tokat sürüklemeye başladı. Getirdi sıraya soktu. Her tarafta kazanlar fokur fokur kaynıyordu. Ahır mahşer yeri dedikleri yer burası olmalıydı. Kazanların hemen yanında Zebaniler, sıramı bekliyorum. Benim gibi bekleyenler altına etmiş olacak, kokudan burnumun direği sızlıyordu. Sağ tarafımda cennet vardı. Bakınca Faizci İrza’yı gördüm. Burada bir tanıdık görmeği hiç beklemiyordum. Çok sevindim. O yıllar önce ölmüştü ama keyfi yerindeydi. Hurma ağacının gölgesinde bir ırmağın kenarında yer minderine uzanmış, sağında solunda huriler, birisi mangalda pirzola hazırlıyor, birisi masaj yapıyor, birisi karpuzu eli ile yediriyordu… Faizci Irza Ayağa kalktı kuyrukta bekleyenlerin yanına geldi. Parası olmayanlara faizle para vermeye başladı. Parayı alıp zebaniye veriyorlar. Zebani de onları cennet tarafına gönderiyordu. Köylüm Irza beni gördü, hiç oralı olmadı. Beni tanımazlıktan geldi. -Irza Emmi meni tanımadın mı ? Men Nahırçı Abbas’ım. Mene de borç para ver. -Olmaz, dedi. -Faizi ile çalışır veririm, dedim. -Olmaz, sen nahırçılıktan bu parayı yüz sene çalışsan toplayıp, mene veremezsin,dedi. Yalvardım! Ayağına sarıldım, elini öptüm. Yerde süründüm. Ne yaptıysam vermedi. Sıra bana gelmişti. Zebaniye verecek hiçbir şeyim yoktu. Kucakladığı gibi kaynar kazana beni attı. -Vayyy. yandımmm anaaaaa…Diye bağırdım. Öyle bağırmış olacağım ki..Nurbanı bacınız beni silkeledi, uyandırdı. -Ay kişi sana ne oldu ? yuhunda bağırırsan ! Ter kan içinde kalmıştım. Kabus olduğunu anlayınca derin bir ohhh çektim. Nurbanı bacınıza. -Fukaraya biraz para ver. Çok kötü kabus gördüm. -Ha..ha..ha.. Kül başına... Bu köyde senden kâsıbı var mı ? Arvat haklıydı, benden fakiri yoktu. Biraz kendime geldikten sonra kalktım. Namazımı kılarken Dışarıdan Nurbanu bacınızın sesi geldi. -Ay kişi yetiş, tilki toyuhlarımızı yeyir. Ben namazı bitirip, tüfeğimi alıp çıkana kadar tilki tavukların işini bitirmiş, kaçmıştı. Dışarıya çıktım. Nurbanu bacınız, tilkiye beddua ediyordu -Elime geçirsem derini ellerimle üzecem. Azzar yiyesen, gırran yiyesen. Komşularımın bir sürü toyuğu var gele menim varım yokum iki toyuğumu yiyerdin… -Ay arvat demek gece gördüğüm kabus buymuş, üzülme men sene yine toyuğ alaram.. Nurbanu Bacı’nız orada beddua ede dursun, Ben hazırlandım.. “Ya Allah, Bismillah.“ dedim, kendim gibi yaşlı arık atıma bindim. Kılıcım belimde köy meydanına doğru gidiyorum. Tüm civar köyler bizim köyün meydanında toplanmışlar. Kadınlar siyaha bürünmüşler, başlarında siyah eşarp,yüzlerini kapamışlar. Erkekler siyah elbisesini giymişler. Çocuklar alınlarına siyah bant bağlamış. Gençler beyaz kefen giymiş, sırtlarına zincirle vuruyorlar.. Sanki mahşer yeri gibi. Erkek, kadın herkes eliyle sinesine vurarak, “Ya Hüseyin !.. Ya Hüseyin!..” diyerek, hep beraber ağlaşıyorlar. Atın üzerinde ağrılarımı, sızılarımı unutmuştum. Kendimi çok güçlü kuvvetli hissediyordum.Kral gibi herkese tepeden bakıyordum.. Meydana gelince, atımdan indim, kılıcımı çektim, Hazreti Hüseyin Ağam’ın etrafını kadınlar, çocuklar , gençler sarmıştı. Ben Hazreti Hüseyin Ağamızın başını kesip, nehleti Yezide götürecektim, Ama senaryoda değişiklik var galiba, başka köyden olsa gerek bir grup, biz Küfe halkı gibi Hz. Hüseyin Ağamızı yalnız bırakmayacağız, diye bağırıyor üzerime geliyordu. Döndüm kaçmak istedim. Bir kadın Yüzüme tükürdü, Elimle yüzümü silmek isterken yumruklar, tekmeler sırtıma yağmur gibi yağmaya başladı.. Yere yığıldım. Herkes “ YA Hüseyin “ diye bağırıyor, beni tekmeliyor, tüm halk bana lanet yağdırıyordu. “ lanet Yezid’e “diye bağırıyorlardı. Tekmeleri, yumrukları yerken: -Bir daha Şümür olursam atama nehlet olsun diye yemin ettim…. Nahırçı : Sığır çobanı Gurumsak : Arsız, azgın Dığa : Oğlan çocuğu Siyge : Muta evliliği Kavat : Pezevenk Deyyus : Karsının veya yakının iffetsizliğine göz yuman kişi Mürgülemek : Oturduğu yerde uyuklamak, şekerleme yapmak Telesmek : Acele etmek Keçel : Kel Gor : Mezar Eşedeni okumak: Kelime-i Şehadet getirmek Kulak asmak : Dinlemek Beynava: : Zavallı Nehlet : Lanet DR. Mehmet KUM




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları


Bu içeriğe yapılan yorumlar (1 Yorum)


1 - muhsin oğuz 28/07/2022

MEHMET BEY. Gerçekten mükemmel bir hikaye,kalemine sağlık devamını bekleriz. Başarılar..


İlk - < Önceki [1]  Sonraki> - Son


Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Facebook

Twitter
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler
İstatistikler
Toplam: 2300697
Aktif: 22
Bugün: 713
Dün: 1018

Sitemizdeki yazı, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi