
.
Yüreğim Yangın Yeri… - Ayhan ONGUN

Yüreğim Yangın Yeri…
Yazar: Ayhan ONGUN |
Tarih: 21 / 04 / 2026 |
Yazı Okunma: 37
Bugün Bodrum’da, Halikarnas Balıkçısının deyişiyle “Merhaba “diyoruz dünyaya.
Ancak bu “merhaba” artık masmavi bir denize, yemyeşil bir ormana, dalga sesleriyle ruhumuzu okşayan bir sahile değil, betonun grisine çarpan bir yankı gibi geliyor kulağımıza.
Balıkçı’nın “Mavi Sürgün” ünde kurduğu o özgürlük hayali, bugün “Kimliğini arayan Kayıp Şehir Bodrum’un dar sokaklarında sıkışmış durumda.
Biz mandalina bahçelerini, zeytinlikleri korumaya çalışırken, aslında sadece ağacı değil, bu toprakların vicdanını ve tarihini savunuyoruz.
Bodrum’un imar ve alt yapı sancılarıyla boğuşurken, bugün Ankara’dan ve Anadolu’nun kalbinden gelen haberlerle sarsılıyoruz.
Kabinenin gündemindeki o ağır başlık:
Okul saldırıları
Balıkçı’nın “Çocuklar yarının umududur” dediği yerde, biz bugün çocuklarımızı sınıflarında koruyamamanın mahcubiyetini yaşıyoruz.
Güvenlik, sadece okul kapısına dikilen bariyerler ve güvenlik görevlileri değildir.
Güvenlik, çocuk haklarını savunmak ve onları suça sürükleyen o karanlık dehlizleri aydınlatmaktır.
Tıpkı Tunceli Cumhuriyet Başsavcısının yaptığı gibi.
Bu güvenlik ve aidiyet meselesi, okul koridorlarından çıkıp Akbelen’in tozlu yollarında 27 Nisan’daki o kritik davanın kapısına dayanıyor.
Doğasını koruyamayan bir toplum, çocuğunu nasıl korusun?
Akbelen’deki ağaç nöbeti ile mahkeme salonlarındaki adalet nöbeti aslında tek bir amaca hizmet ediyor.
Geleceğe “Kayıp bir Türkiye “değil, kökleri sağlam bir yurt bırakmaktır.
27 Nisan’da yapılacak duruşmada zeytin gözlü kızımız Esra’nın özgürlüğüne kavuşabilmesi için ortak mücadele ve sahiplenmek şart.
Kentimize, doğamıza, çocuğumuza ve hukukumuza ne kadar sahip çıkarsak, o kadar ”biz” oluyoruz.
Tıpkı omuz omuza verdiğimiz mücadelelerde olduğu gibi, bazen bir tebessüm ve dokunuşla bazen sert bir kalem vuruşuyla bu karanlığın üzerine gitmek zorundayız.
Unutmayalım ki, Bodrum’un beyaz evlerini korumakla, bir çocuğun gülüşünü korumak aynı davanın parçasıdır.
Ancak mesele sadece fiziksel alanlarımızın işgali değil. Bizler mandalina bahçelerini zeytinliklerimizi, koylarımızı, ormanlarımızı betona karşı savunurken, aynı zamanda fikrin ve kelimenin sahasını da iktidarın baskılarına karşı savunmak zorunda kalıyoruz.
Bugün Türkiye’de ifade özgürlüğü, tıpkı Bodrum’un kıyıları gibi “parsel parsel” daraltılıyor.
Yazılan bir yazı, atılan bir imza ya da savunulan bir hak, bu amaçla yapılan bir eylem; hemen “yasak” barajına çarpıyor.
Oysa bir kenti kent yapan sadece binaları değil, o kentin meydanlarında yankılanan farklı seslerin özgürlüğüdür.
İktidarın, her aykırı sesi bir “güvenlik sorunu” gibi görmesi aslında toplumun bağışıklık sistemini zayıflatıyor.
Gerçekleri söylemenin her geçen gün daha ağır bir bedele bağlandığı bu iklimde; ne okulun güvenliğinden ne de yargının bağımsızlığından söz etmek mümkün olabiliyor.
Bizler, sadece gördüklerimizi değil, bizden gizlenmek istenenleri ve suskunluğa zorlananların sesini de kağıda dökmekle yükümlüyüz.
Tüm bu baskılara rağmen pes etmeyen, yazmaya ve kaydetmeye devam eden “inatçı kalemlerin” bu ülkenin asıl hafızası olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.
Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınlarında yitirdiğimiz canlara yanarken, bu alandan sorumlu bakanın sanki hiç sorumluluğu yokmuş gibi duyarsız yaklaşımları yüreğimizi daha çok acıtıyor.
Cumhuriyetle birlikte laik, aydınlanmacı, bilimsel eğitim hamlesinin ilk tuğlası olan Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla birlikte eğitimde başlayan gericileşme, laik, bilimsel eğitimden kopuş bugün yaşadığımız şiddet olaylarının hamurunu oluşturuyor.
Nasıl Bodrum ve çevresinin su sorununu çözmek için termik santralların kapatılması kalıcı bir çözüm ise Türkiye’de özellikle de çocuklarımızın gerçek anlamda bir eğitim alabilmesinin yolu eğitim sisteminin tarikatların güdümünden çıkarılması ve uluslararası standartlara uygun olarak sil baştan yeniden düzenlenmesi gerekir.
Polisiye tedbirler ve güvenlikçi politikalarla eğitimde ve dolayısıyla toplumdaki bu sosyal çürümenin önüne geçemeyiz.
Sözün özü ülkemize ve değerlerine sahip çıkmak için her birimizin bulunduğu yerden imkanları ölçüsünde verilen barış, demokrasi, hukuk mücadelesine omuz vermemiz, destek olmamız gerekiyor.
O nedenle Akbelen’de yıllardır genç yaşında bu mücadelenin ateşini yakmış ve şu an cezaevinde bulunan Esra Işık’ın 27 Nisan’da yapılacak duruşmasına yığınsal olarak katılmamız gerekir diye düşünüyorum.
11:07
| Gamêşkiran Bir Halkın Hayatta Kalma Tecrübesidir | ![]() |
| Murat AKKUŞ | |
| Din, Birliğin Temel Dinamiklerinden Midir? | ![]() |
| Akay AKTAŞ | |
| Yüreğim Yangın Yeri… | ![]() |
| Ayhan ONGUN | |
| Okullara Saldırılar: Öğrencilerimize Ne Oldu? | ![]() |
| Zeki SARIHAN | |
| Xezala Çîya | ![]() |
| Mehmet AVCI | |
| Köy Enstitüleri | ![]() |
| Yusuf YILDIRIM Em.İl.Trm.Mdr. | |
| Bize Ne Oluyor Böyle? | ![]() |
| Adem TANIŞMAN | |
| Zikir Mucizesi | ![]() |
| Fatma Çetin KABADAYI | |
| Newroz'u olmazsa da Double W'yi özgürleştiren haberimiz.. | ![]() |
| Fakir YILMAZ | |
| Halepçe de elma kokusu var | ![]() |
| Ziya Yıldırım GÜNTEKİN | |
| Deprem bölgesinde matrah artışı ve vergi artırımı geldi | ![]() |
| Abdulhadi AKMUGAN YMM.Bağımsız Denetçi |
|
| Topçu Bebel Garcia'nın Franko faşizmini mundar ettiği eylem | ![]() |
| Daşkacı Ewdo | |
| 10 Ekim 2015 Ankara Garı! Affetmeyeceğiz, Unutmayacağız! | ![]() |
| Hasan ÇATAK | |
| NARİN | ![]() |
| Av. Resul Barış Mızrak | |
Iğdır Belediyesi
Iğdır İl Emniyet Müdürlüğü
Iğdır İl Tarım Müdürlüğü
Çevre Ve Şehircilik İl Müdürlüğü
Iğdır İl Milli Eğitim
Iğdır İl Sağlık Müdürlüğü
Iğdır İl Özel İdare
Iğdır Gençlik ve Spor
Iğdır Havalimanı
Iğdır SGK
Iğdır TSO
Iğdır Barosu
Aralık Belediyesi
Karakoyunlu Belediyesi
Tuzluca Belediyesi
Halfeli Belediyesi
Sitemizdeki yazı, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi